Avukat Berfin Ozan: Dijital şiddete uğrayan kadınlar baroya başvurmalı
Genç kadınlar dijital şiddet sonucu tehdit ediliyorlar. Avukat Berfin Ozan, görüntü ve fotoğraflarıyla tehdit edilen kadınların susmasının faillere cesaret verdiğini söyleyerek, kadınların baroya başvurmasını istedi.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Bedlîs - Teknolojik araçlar kullanılarak kadınlara yönelik gerçekleştirilen şiddet biçimlerinden dijital (Siber) şiddet, yapay zekanın da hayatımıza girmesiyle birlikte kadınlar için bir tehlike oluşturmaya başladı.
Gerekli mekanizmaların işletilmemesi dijital şiddetin kadınların yaşamında sistematik bir şiddet türü olarak kalmasına neden oluyor.
Son olarak dün ajansımızın gündeme getirdiği üniversite öğrencisi Zeynep’in yaşadıkları bu şiddet biçimlerinin özellikle genç kadınları nasıl etkilediğini gözler önüne serdi.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Wan Şubesi Kadın Komisyonu’ndan Avukat Berfin Ozan, dijital şiddetin kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğine ve hukuksal yaptırımlarına dair değerlendirmelerde bulundu.
Dijital şiddet kadınları nasıl etkiliyor?

Berfin Ozan, gelişen internet ortamı ve dijitalleşme neticesinde dijital şiddetin yaygınlaştığını belirtti.
Dijital şiddetin multidisipliner bir şiddet türü olduğunu ifade eden Berfin Ozan, bu şiddet türünün sürmesinin ardından kadınların ve çocukların farklı şiddet türlerine de maruz kalma riskinin arttığını ifade etti.
‘Paylaşımlar tekrar dolaşıma sokularak mağdurun unutulması zorlaşıyor’
Teknoloji ile birlikte sadece beğeni, takip durumları dışında bot hesapların kullanılması, anonimleşme, VPN kullanımı neticesinde failin yakalanma durumunun zorlaştığını ifade eden Berfin Ozan, “Ayrıca bu paylaşımlar birden fazla kişiye iletilebiliyor. Bunun yanında internet ortamında kalıcı hale de getirilebiliyor. Böylelikle de mağdurun aslında unutulması daha da zorlaşıyor. Dolayısıyla teknolojinin gelişmesiyle birlikte revenge pornografi (intikam pornografisi) demiş olduğumuz bir şiddet türü var. Bu da intikam pornografisi, siber takip, çevrim içi cinsel şiddet, çevrim içi nefret söylemleri, çevrim içi mizojini, kadına yönelik nefret gibi kavramlar doğuyor. Bunların yanında şahıslar yakalanmadan bu şiddet türüne devam edebiliyorlar. Aynı zamanda deepfake (yapay zekayla üretilmiş sahte içerik) demiş olduğumuz bir yapay zekanın da gelişimiyle, algoritmayla birlikte gerçek kişilerin ve seslerin birbirlerinin üzerine eklenerek yeniden bir videonun çıkması, doğması gibi durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Aslında var olmayan söylemler gerçekleşebiliyor. Bunun karşısında taciz, dolandırılma, tehdit gibi suçlarla da karşı karşıya kalabiliyor mağdurlar” dedi.
‘Çocukların yüzde 50’si siber zorbalamaya maruz kalıyor’
Berfin Ozan, dijital ortamda bir şiddet türü olarak manipüle edilen videolarla birlikte siber takip, intikam pornografisi, bir de “AI bias" olarak tabir edilen yapay zeka önyargısı gibi durumların oluşabildiğine işaret etti. Yapılan bir araştırmaya göre Avrupa Birliği (AB) Ortak Çalışma Merkezi'nin bir raporunda 10 ile 18 yaş arasındaki çocukların yüzde 50'si siber zorbalamaya maruz kalıyor. Çocukların cinsel istismarı ve dijital tecavüz demiş olduğumuz kavramlarla birlikte görüntü temelli görseller cinsel istismar olarak değerlendiriliyor” şeklinde konuştu.
‘Türkiye’de kanun yok’
Dünyanın birçok ülkesinde intikam pornografisine yönelik özel yasalar geliştirildiğine dikkat çeken Berfin Ozan, Amerika'da, Kanada'da, Avustralya'da, İsrail'de buna yönelik ayrıca kanunlar düzenlendiğine değindi. Berfin Ozan, “Türkiye'de hali hazırda böyle bir kanun mevcut değil. Türkiye'de daha çok Türk Ceza Kanunu (TCK) içerisinde mevcut yasalarla yasaların değiştirilmesi ya da yeni bir suç tanımı getirilmesi haliyle karşılaşıyoruz. Özellikle TCK 134’üncü maddede özel hayatın gizliliğini ihlal demiş olduğumuz bir suç tipi var. Bu suç tipinin de teknolojinin kolaylıklarından faydalanarak gerçekleştirilmesi cezayı arttırıcı nitelikli bir hal olarak düzenleniyor. Ancak bu yalnızca başlı başına bir suç olarak düzenlenmemiştir. Farklı suçlar ile kesişimsel bir alanda yer alabiliyor. Örneğin kişilerin cinsel olarak kendi rızasıyla bile video kaydı alınmış ise de bunun dağıtımına eğer mağdurun rızası yok ise burada da bir suç ortaya çıkmış bulunmakta. Yine 134’üncü madde kapsamında değerlendirilebiliyor. Bunun yanında kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde yayılması, ele geçirilmesi, kaydedilmesi gibi suçlar da mevcut olabiliyor” sözlerini kaydetti.
‘Cezasızlık politikasıyla fail cezanın hepsini tamamlamıyor’
Berfin Ozan, yasalar kapsamında verilen cezalara dair şöyle konuştu: “TCK 134 Fıkra 2 uyarınca teknolojinin sağlamış olduğu kolaylıkla birlikte özel hayatın gizliliği ihlal edilmişse fail 2 ile 5 yıl arasında bir ceza alabiliyor. Fakat ne yazık ki infaz kanunundaki mevcut düzenlemelerle birlikte fail çok kısa sürelerde cezaevine girip çıkabiliyor. Bu da bir cezasızlık politikasıdır. Cezanın tamamı ceza infaz kurumlarında infaz edilmiyor. Eğer intikam pornografisi içerisinde cinsel saldırı işlenirken video kaydı alınırsa, bu videoların ifşası söz konusu olursa, burada videonun içeriğine göre, somut olaya göre, cinsel istismar, reşit olmayanla cinsel ilişki gibi suçlarda vuku bulabiliyor. Böylelikle farklı suçlardan da cezalandırma söz konusu olabiliyor.”
‘İçerikler engellenebilir’
Dijital ortamdaki taciz durumlarının daha yoğun ve kalıcı olması sebebiyle fiziki tacize oranla bazen daha sarsıcı olabildiğini vurgulayan Berfin Ozan, bu kalıcılığın önüne geçmek için 5651 sayılı internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesine ilişkin kanun çerçevesinde içeriğin erişiminin engellenmesi mümkün olduğunu aktardı.
Berfin Ozan, “Mağdur mahkemeden böyle bir talepte bulunabiliyor. Fiziksel şiddetten bahsetmiş olduğumuzda akla fail ile mağdurun karşı karşıya olması geliyor sadece. Ama dijital ortamdaki bir şiddet türü karşısında mağdur sadece failin kendisinden değil, aynı zamanda çevresindeki kişilerden de, örneğin babasından, abisinden, annesinden de fiziksel olarak şiddete maruz kalabiliyor. Bu son süreçlerde yapılan çalışmalarda da şunu görüyoruz. Ekonomik, psikolojik, fiziksel, cinsel şiddet yalnızca bir ortamda gerçekleşmiyor. Bunun öncesi de oluyor. Önce dijital ortamda bu şiddet türü gerçekleşiyor. Akabinde real hayatta da devam ediyor. Böyle bir sirkülasyon halinde. O yüzden net bir şey söylememiz, bir veri vermemiz mümkün değil. Henüz böyle bir raporlama da elimizde yok. Bu bir süreç olduğundan dolayı önce bir dijital şiddet, ardından da fiziksel ya da real ortamdaki şiddet gerçekleşebiliyor” ifadelerine yer verdi.
‘Mağdurun susması faile cesaret veriyor’
Dijital şiddete maruz bırakılma durumunda yapılması gerekenleri kaydeden Berfin Ozan, “Mağdurların mutlaka profesyonel bir destek alması gerekmekte. Bu profesyonel destekler için illa sizin ücret verip bir avukat tutmanız gerekmiyor. Ceza Mahkemesi Kanunu (CMK) dediğimiz otomatik atama sistemleri mevcut. Buralardan avukat desteği talep edebilirsiniz. Ya da barolardan adli yardım desteği için talepte bulunabilirsiniz. Bu bizim açımızdan çok önemli. Çünkü mağdurlar korkabiliyorlar, sinebiliyorlar. Ancak bu faillere aslında cesaret veren bir yerde mağdurun susması ve failin hiçbir şekilde cezalandırılmaması. Bazen kadınlar toplumsal baskıdan dolayı ifşa durumundan ya da şikayet durumundan çekinebiliyorlar. Dosyalarda gizlilik kararı aldırılabiliyor. Böyle yöntemlerle birlikte avukatlarına da danışarak ya da daha farklı profesyonel destekler alarak bu süreci çok daha rahat bir şekilde atlatabilirler” şeklinde belirtti.