1 Mayıs’ın izinde: Emek mücadelesi sürüyor
Savaşlar, yoksulluk ve artan hak ihlalleri gölgesinde işçi sınıfının mücadelesi tarihsel köklerinden güç almayı sürdürüyor. 1 Mayıs, geçmişten bugüne emekçilerin direnişini, kazanımlarını ve süren adalet arayışını simgelemeye devam ediyor.
SARYA DENİZ
Haber Merkezi- Bugün dünyanın birçok coğrafyasında savaşlar sürerken, milyonlarca insan açlık, yoksulluk ve yerinden edilme tehdidi altında yaşam mücadelesi veriyor. Küresel ölçekte derinleşen ekonomik krizler, gelir eşitsizliği ve güvencesiz çalışma koşulları, emeğiyle yaşamını sürdüren kesimler için hayatı her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Bir yanda savaşların yıktığı şehirler ve dağılan yaşamlar, diğer yanda emeğin karşılığını alamayan milyonlarca insanın görünmeyen mücadelesi; aslında aynı sistemin farklı yüzlerini ortaya koyuyor.
Bu tablo, tarih boyunca değişmeyen bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Hayatı ayakta tutan emekçiler, en ağır koşullarda bile yaşamı sürdürmeye çalışırken, hak talepleri çoğu zaman bastırılıyor, görmezden geliniyor ya da şiddetle karşılık buluyor. Ancak tüm bu baskılara rağmen işçilerin direnişi ve mücadelesi, yalnızca geçmişin değil bugünün de en güçlü toplumsal dinamiklerinden biri olmaya devam ediyor. İşte bu tarihsel mücadelelerin en simgesel günlerinden biri olan 1 Mayıs, yalnızca bir anma değil; aynı zamanda savaşlara, yoksulluğa ve sömürüye karşı yükselen ortak bir ses olarak varlığını sürdürüyor.
2025’ten bu yana 2 bin 525 işçi yaşamını yitirdi
Türkiye’de iktidar ölümü gösterip sıtmaya razı eden politikalarına devam ederken çalışma yaşamında güvencesiz, kayıt dışı ve tamamen kölelik koşullarında bir yaşamı dayatıyor. ‘Bıçak kemikte’ söylemi her an bir meydandan yükselirken insanlar bu çağın ‘köleleri’ olarak hak arayışından vazgeçmiyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) yayımladığı raporlar Türkiye’de yaşananları tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor. 2025 yılında 2 bin 105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti. Hayatını kaybeden işçilerden 138’i kadın, 94’ü çocuktu. 2026 yılının ilk üç ayında ise 420 işçi yaşamını yitirirken bu işçilerin 25’i kadındı.
Çocuk işçiliği
Ülkede son zamanlarda en çok konuşulan meselelerden biri de çocuk işçiliği oldu. Henüz 5 yaşındaki çocukların bile sanayi alanlarında çalıştırıldığı belgelendi. 2013 ile 2026 yılları arasındaki veriler derlendi. Rapora göre bu yıllar arasında en az 852 çocuk yaşamını yitirdi. En çok çocuk iş cinayetlerinin yaşandığı kent Riha olurken yaşamını yitiren çocuklarının 122’sinin kız, 730’un erkek olduğu kaydedildi. Çocukların yüzde 52’si tarım, yüzde 13’ü inşaat-yol, yüzde 8’i konaklama, yüzde 7’isi metal, yüzde 3’ü de gıda alanlarında çalışıyordu. Ayrıca raporda, yaş gruplarına göre ölümlerde 291 çocuğun 5 ile 14 yaş arasında olduğu, ifade edildi.
Hak arayışları bastırılmaya çalışılıyor
Resmi veriler ve saha raporları Türkiye’de yoksulluğun derinleştiğini gösterirken çalışma yaşamında hak gaspları, maaşların ödenmemesi, işten çıkarmalarla birlikte tablonun daha derin olduğu ortaya konuyor. Kadınların emekleri görünmez kılınırken derin bir adaletsizlik ve ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de yoksulluktan en çok kadınlar etkileniyor.
Emekçiler ‘çare temel taleplerin savunulmasında’ diyor. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında işçiler – emekçiler haklarını almak için meydanlara çıkıyor. Bu haklı sesler polis saldırıları ile bastırılmaya çalışılırken işçilerin temsilcileri bir bir gözaltına alınıyor; tutuklanıyor. İşçilerin hak arama hakkı yargı konusu ediliyor.
1 Mayıs’ın doğuşu
Tam da bu noktada 1 Mayıs’ın doğuşunu, köklerini yeniden hatırlamak ve belki de tarihin bugün için söylediklerini bir kez daha odaklanmak gerekiyor. 1 Mayıs esasen daha kısa iş günü mücadelesinin bir parçası olarak doğdu. Bu talep işçiler için hayati bir önemdeydi. 19’uncu yüzyılda işçiler günde 18 saate kadar sadece hayatta kalabilecekleri ücretlere çalışıyorlardı. Sosyal hakları olmayan işçilerin, çoğu fabrikaların hemen yanında kurulan barakalarda yaşıyordu. İşçilerin ortalama hayatta kalma süresi en fazla 40 yıldı.
21 Nisan 1856 tarihinde Victoria'daki Avustralyalı taş ustaları, sekiz saatlik iş günü hareketinin bir parçası olarak toplu halde iş bıraktılar. Bir süre sonra bu eylem Amerika’da işçilere de ilk iş durdurma eylemlerinde ilham oldu. Binlerce işçi greve gitti ve sonra Haymarket Olayı olarak tarihe geçen ve 1 Mayıs’ın Uluslararası İşçi Günü olarak seçilmesine neden olan olaylar yaşandı.
İlk başkaldırılar
1886 1 Mayıs’ında Chicago'daki Haymarket'te bir işçi mitingi düzenlendi. Mitingin yapılış nedenlerinden biri de sendikanın Chicago'da üç hafta önce kazandığı zaferdi. Tarım aletleri üreten bir fabrikada işçiler çalışma koşullarını protesto etmişler ve greve gideceklerini açıklamışlardı. İşçiler kitlesel olarak işten atıldılar. Boşalan 800 ila 1000 kişilik kadrolara, fabrika önünde bekleyen göçmenlerin başvurması bekleniyordu. İşçi Gazetesi'nin yürüttüğü kampanya sonucunda sadece 300 yeni işçi fabrikaya başvurdu. Bu bir kazanımdı. Daha sonra Chicago'da birkaç günlük bir grev gerçekleştirildi.
İşçilere bomba atıldı
3 Mayıs gününe gelindiğinde polis işçileri dağıtmak istedi. Yaşamını yitiren işçiler oldu. Ancak İşçiler sokaktan ayrılmadı ve Haymarket Meydanı'na doğru yürüyüşe geçerek eylemlerini gerçekleştirdi. 4 Mayıs gününde ise Haymarket Meydanı'nda toplanan işçilere bombalı saldırı gerçekleştirildi. Olayda on iki kişi yaşamını yitirdi. Saldırıda iki polis de hayatını kaybetti. Bunun üzerine polis kalabalığa ateş açtı, en az dört sivil, yedi polis öldü, yüz on beş sivilin yanı sıra altmış polis memuru da yaralandı. Bunların sonunda yüzlerce işçi lideri tutuklandı. İşçilerden dördü hukuksuz bir yargılamanın ardından idam edildi. 5 Mayıs’ta grevcilere yine ateş açıldı. Bu kez biri çocuk yedi kişi hayatını kaybetti. 1 Mayıs uluslararası işçi hareketi için en önemli tarihlerden biri oldu.
İkinci Enternasyonal ve ilan
İkinci Enternasyonal’de Fransız işçi temsilcisinin önergesiyle 1 Mayıs işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak ilan edildi. 1 Mayıs 1890'da ABD ve Avrupa’nın birçok ülkesinde işçiler çağrıya cevap verdi. Şili’de Peru’da gösteriler düzenlendi. 1 Mayıs, Enternasyonal'in 1891'deki ikinci kongresinde resmi olarak yıllık bir etkinlik olarak kabul edildi.
Osmanlı ve Türkiye’de 1 Mayıs
Osmanlı devleti döneminde 1 Mayıs 1860'lı yıllardan itibaren Ermeniler tarafından kutlanmaya başlandı. 1886'dan itibaren çok daha kitleselleşti. Bütania, Kilikia ve Batı Ermenistan'ın Ermeni köylerinin çoğunda artan katılımlarla kutlanarak giderek toplumsallaştı. Emekçiler tarafından 1 Mayıs sahiplenildi ve kutlamalar gerçekleşti. 1923 yılında, İstanbul'da tütün işçileri, askeri fabrika ve demiryolu işçileri, fırıncılar, İstanbul tramvay, telefon, tünel, gazhane işçileri 1 Mayıs'ı sokakta kutladı. 1976 yılında ise Türkiye’de işçi hareketi ve gençlik hareketi birlikte mücadele saflarında yer aldı. 1923’ten tam 50 yıl sonra 1 Mayıs İşçi Bayramı İstanbul Taksim Meydanı’nda yapılan büyük bir mitingle kutlandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) düzenlediği 1976 1 Mayıs'ı, Türkiye'de kitlesel 1 Mayıs kutlamalarının başlangıcıydı.
Kara leke: Kanlı 1 Mayıs
1977 1 Mayıs’ı Türkiye’de hafızalardan asla silinmedi. DİSK’in Taksim Meydanı’nda düzenlediği 1 Mayıs mitingine 500 bine yakın emekçi katıldı. DİSK Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde silah sesleri duyulmaya başlandı. Bu sırada hala alana girişler devam ediyordu. Kalabalığın üzerine ateş açıldı. Polis panzerleri de topluluğun üzerine yürüdü. Kazancı Yokuşu`ndan aşağıya kaçmaya çalışan kalabalığa da ateş açıldı. İnsanlar panzerler altında kalarak ve birbirlerini ezerek kaçmaya devam etti. 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak yaşamını yitirdi, yaklaşık 130 kişi de yaralandı.
Tarihe "Kanlı 1 Mayıs" olarak geçecek olan o gün Kazancı Yokuşu'nda 9 kadın katledildi. Katliamın sorumluları yargılanmazken bu tarihten sonra da 1 Mayıs yasaklandı.
Yasaklı 1 Mayıs
Yasak kararlarına uyulmadı. 1979 yılında sokağa çıkma yasağına rağmen İstanbul'da sokağa çıkan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Behice Boran ve bine yakın kişi gözaltına alındı. Behice Boran ve 330 Türkiye İşçi Partili 6 Mayıs'ta tutuklandı. 1980 yılında DİSK Mersin'de 50 bin kişinin katıldığı bir miting düzenledi. DİSK Genel Başkan Vekili Rıza Güven mitingde tutuklandı. 12 Eylül cuntasıyla birlikte 1 Mayıs’a bir kez daha yasak getirildi.
Sokağa çıkmaktan vazgeçilmedi
İçi sınıfı bayramından vazgeçmedi. 1989 yılında Taksim meydanına çıkmak isteyenler polis saldırısıyla karşılaştılar. Polisin açtığı ateş sonucu Mehmet Akif Dalcı adında 17 yaşında genç bir işçi hayatını kaybetti.
1990 yılına gelindiğinde Türk-İş Genel Kurulu'nda 1 Mayıs'ın kutlanması karar altına aldı. Hak-İş'te tarihinde ilk kez 1 Mayıs kutlaması yapmış oldu. Sıkı ‘güvenlik’ önlemleri alınırken birçok semtte gösteri yapmak isteyen gruplarla polis arasında çatışmalar çıktı. Pangaltı'daki olaylar sırasında üniversite öğrencisi Gülay Beceren polis tarafından vurularak felç oldu.
30 yıl sonra yine Taksim
Kanlı 1 Mayıs’ın 30. yıl dönümünde kadar Taksim Meydanı kapalı kaldı. 2007 yılında binlerce emekçi Taksim’e yürüyüşe geçti. Ancak tüm Taksim abluka altına alındı. Yüzlerce kişi polis şiddetine maruz kaldı, gözaltına alındı. Polis saldırısına rağmen barikatler aşıldı ve yüzlerce kişi 1 Mayıs 2007’de 30 yıl önce katledilenleri anmak ve alana sahip çıkmak için Taksim Meydanı’na ulaştı. 2008 ve 2009 yıllarındaki 1 Mayıslar da bezer yasaklama ve polis şiddetine rağmen bir şekilde Taksim meydanına ulaşan işçilerin taleplerini dile getirmesiyle sonuçlandı.
Resmi tatil ilan edildi
22 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda, 1 Mayıs'ın, "Emek ve Dayanışma Günü" adıyla tatil olmasına ilişkin kanun tasarısı kabul edildi. 5 binden fazla insan, Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs'ı kutladı. Bu 1 Mayıs’ta da yüzlerce kişi gözaltına alındı. 2010 yılında ise 32 yıl sonra Taksim Meydanı ilk kez 'eyleme' açıldı. 200 binin üzerinde katılımcı ile görkemli bir kutlama gerçekleştirildi.
Taksim’e yeniden yasak
2013 yılı devletin şiddet dozunu artırdığı bir yıl olarak tarihe geçti. Sadece 27 gün sonra Gezi direnişi ile Taksim hesaplaşmasına girecek olan AKP iktidarı, 1 Mayıs 2013’te Taksim Meydanı’nı “Taksim Yayalaştırma Projesi inşaatı” nedeniyle “güvenli önlemi” bahanesiyle kapattı. İşçiler Taksim'e gitmeye çalıştı. Polis ve göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. 2014 yılında 1 Mayıs kutlamalarına hükümetin izin vermeyeceğini açıklaması üstüne Taksim Meydanı'na çıkan tüm yollar polis tarafından kapatıldı. 39 bin polisin görev yaptığı İstanbul'da OHAL ilan edildi. O gün 300 kişi gözaltına alındığı açıklandı.
2015 yılı birçok açıdan demokratik hakların kullanımında bir milat olarak tarif edildi. Fiili yasaklar 15 Temmuz Darbe Girişimi ile “kanunlaştı”. Taksim, işçilere, muhaliflere, Kürtlere, kadınlara, gençlere kapatıldı. Ancak tüm yasak kararlarına karşın 1 Mayıs’tan ve Taksim’den vazgeçmeyen işçi ve emekçiler direnişlerine devam ediyor.
İşçilerin sesi daha gür çıkıyor
1 Mayıs yalnızca geçmişte yaşanan acıların ve kazanımların hatırlandığı bir gün değil; aynı zamanda bugünün eşitsizliklerine, sömürü düzenine ve baskı politikalarına karşı süren mücadelenin de en güçlü simgelerinden biri oldu. Tarih boyunca bedeller ödeyerek elde edilen haklar, bugün yeniden tehdit altındayken, emekçilerin dayanışması ve ortak mücadelesi her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor. Savaşların, ekonomik krizlerin ve derinleşen yoksulluğun gölgesinde dahi emeğin sesi susmuyor; aksine daha gür çıkıyor.