İbtissam Tebbat: Kadın aktivistlere yönelik davalar yapısal sorunları görünür kılıyor

Fas’ta kadın aktivistlere yönelik davaların yargı süreçleri açısından yapısal sorunları görünür kıldığını belirten İbtissam Tebbat, “Kadınların hedef alınması, sadece bireysel bir baskı değil, toplumun geneline yayılan daha geniş etkiler doğurur” dedi.

HANAN HARITE

Fas - İnsan hakları kaynaklarına göre, Saida El Alami’nin davası, mahkumiyetinin ardından cezaevinde düzenlediği aralıklı açlık grevleri nedeniyle yeniden insan hakları tartışmalarının merkezine yerleşti. Saida El Alami’ye yönelik süreç, uluslararası kamuoyunda ve insan hakları çevrelerinde yakından takip ediliyor. Söz konusu dava, Ibtissam Lachgar gibi kadın aktivistleri içeren diğer davalarla birlikte daha geniş bir çerçevede değerlendiriliyor. Bu süreçlerin bir kısmı, tutukluların serbest bırakılmasıyla sonuçlanırken, bazı davalar ise yargı süreciyle devam ediyor.

Yaşanan gelişmeler, özellikle kadın tutukluların durumu, ifade özgürlüğünün sınırları ve insan hakları uygulamaları arasındaki denge konularını yeniden gündeme taşıdı. Gözlemciler, bu davaların dijital ortamda ifade özgürlüğü ile yasal kovuşturma arasındaki ilişkiye dair daha geniş bir tartışmanın parçası olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca vakalar, cezaevlerindeki kadınların koşulları, yasal güvenceler ve temel haklara erişim gibi konularda da yeni sorular ortaya koyuyor.

‘İnsan hakları mekanizmaları daha aktif devreye girmeli’

Eski bir siyasi tutuklu ve Fas İnsan Hakları Derneği üyesi Samira Qasmi, dijital medyada yaptığı paylaşımda Saida El Alami’nin durumunun “artan insan hakları kaygılarını” gündeme getirdiğini belirtti. Samira Qasmi, cezaevlerindeki “zor koşullar ve baskılara” dikkat çekerek, bu durumun gözaltı uygulamaları ve temel hakların ne ölçüde güvence altına alındığına dair ciddi sorular doğurduğunu ifade etti. Açıklamasında, söz konusu gelişmelerin yakından izlenmesi gerektiğini vurgulayan Samira Qasmi, insan hakları mekanizmalarının daha aktif şekilde devreye girmesi çağrısında bulundu.

Kadınların ifade özgürlüğünün kısıtlanması

İnsan hakları aktivisti ve Demokrasi İçin Genç Kadınlar grubunun üyesi İbtissam Tebbat, ajansımıza yaptığı açıklamada, söz konusu vakaların münferit olaylar olarak değil, haklar ve özgürlüklerin genel durumunu anlamak için bir başlangıç noktası olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İbtissam Tebbat, insan hakları izleme çalışmalarından elde edilen verilerin, kadın insan hakları savunucularının yargılanmasının yalnızca belirli eylemlerle sınırlı kalmadığını ortaya koyduğunu belirtti.

Bu sürecin, özellikle kadınların kamusal alanda ifade ettikleri görüşler nedeniyle, ceza hukuku dahil yasal mekanizmaların ifade özgürlüğünü sınırlamak amacıyla kullanıldığı bir bağlamda gerçekleştiğini kaydeden İbtissam Tebbat, “Cinsiyete dayalı bir ifade özgürlüğü suçlulaştırmasıyla karşı karşıyayız. Burada yalnızca görüşün kendisi değil, aynı zamanda kadının bu görüşün savunucusu olması da cezalandırılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘Adil yargılama süreçlerinde eksiklikler bulunmakta’

Söz konusu vakaların yalnızca bireysel davalarla sınırlı olmadığını, farklı düzeylerde yapısal sorunları görünür kıldığını söyleyen İbtissam Tebbat, belirsiz yasal metinlerin geniş yorumlara açık biçimde kullanılmasının barışçıl ifade özgürlüğünün suç sayılmasına zemin hazırladığını dile getirdi. İbtissam Tebbat ayrıca, adil yargılanma güvencelerinde eksiklikler bulunduğuna dikkat çekerek, cezaevlerinde özellikle savunmasız bireylerin sağlık hizmetlerine erişimde ciddi zorluklar yaşadığını belirtti. İbtissam Tebbat, bunun yanı sıra psikolojik ve sembolik şiddet dahil olmak üzere çeşitli ihlal biçimlerinin de kayda geçtiğini belirtti.

Dijital alandaki etkiler üzerine de konuşan İbtissam Tebbat, karalama kampanyaları ve sosyal damgalama yoluyla cezaevi dışında da devam eden bir baskı ortamı oluştuğunu ve bunu “gözaltına paralel şiddet” olarak tanımladığını ifade etti. Bu tür uygulamaların yalnızca tutukluları hedef almakla kalmadığını belirten İbtissam Tebbat, aynı zamanda onları izole etmeyi ve diğer kadın insan hakları savunucularına caydırıcı mesajlar göndermeyi amaçladığını vurguladı.

‘Hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmesi’

İbtissam Tebbat, çözüm önerileri kapsamında özellikle ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkına ilişkin yasal düzenlemelerin uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. İbtissam Tebbat ayrıca, kadın insan hakları savunucuları için özel koruma mekanizmalarının oluşturulmasını, yargının bağımsızlığının güçlendirilmesini ve adil yargılanma güvencelerinin eksiksiz biçimde sağlanmasını talep etti. İhlal durumlarında etkili denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmesinin önemine dikkat çeken İbtissam Tebbat, bazı hak ihlallerinin kadınların kamusal alandaki varlığını sınırlayan yerleşik kalıplardan beslendiğini ifade etti.

İbtissam Tebbat, sözlerinin sonunda şu hususlara dikkat çekti:

“İnsan hakları dayanışmasının, savunuculuk, belgeleme ve sessizliği bozma gibi yollarla ‘ilk savunma hattı’ işlevi gördüğüne inanıyorum. Bu çabaların, yalnızca izolasyonu azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda bu meselelerin kamuoyunda görünür kalmasına da katkı sağladığını düşünüyorum. Bununla birlikte, ciddi zorluklar da var. Sınırlı kaynaklar, insan hakları aktörleri üzerindeki baskı, davalara erişimde yaşanan güçlükler ve iftira ya da kovuşturma korkusu, bu alandaki çalışmaları zorlaştırıyor. Kadın insan hakları savunucularının mücadelesinin marjinal bir mesele değildir, aslında bir toplumun hak ve özgürlüklere ne ölçüde saygı gösterdiğinin temel bir göstergesidir. Kadınların yalnızca görüşleri nedeniyle hedef alınması, sadece bireysel bir baskı değil, toplumun geneline yayılan daha geniş etkiler doğurur.”