Lübnanlı kadın gazeteciler saldırıların ortasında: Çifte risk, çifte mücadele
Sahada bombalar, meslekte ayrımcılık… Lübnanlı kadın gazeteciler hem çatışma hattında ölüm riskiyle hem de toplumsal cinsiyet temelli baskılar, koruma eksikliği ve itibarsızlaştırma ile karşı karşıya.
FADİA JUMAA
Lübnan- Lübnan’a yönelik süregelen saldırılar ortamında, zorluklar yalnızca çatışma hatlarıyla sınırlı kalmıyor; gazetecilik çalışma koşullarına da uzanıyor. Kadın gazeteciler kendilerini çift yönlü risklerle karşı karşıya buluyor: saha tehlikesi ve özgürce, güvenli biçimde çalışma kapasitelerini zayıflatan toplumsal ve mesleki baskılar.
Sahadaki haber takibinde artan varlıklarına rağmen Lübnanlı kadın gazeteciler, hala koruma ve eğitim eksikliği ile toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve çalışmalarına yönelik şüpheler gibi tekrarlayan engellerle karşılaşıyor. Bu durum, savaşları takip etme deneyimlerini daha karmaşık ve daha ağır hale getiriyor.
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve koruma eksikliği
Beyrut’un güney banliyölerinden yerinden edilmiş bağımsız gazeteci Fatıma el-Bassam, kadın gazetecilerin sahadaki haber takibi sırasında karşılaştıkları zorlukların yeni olmadığını, önceki saldırılar döneminde de var olduğunu, ancak bugün de aynı şekilde tekrar ettiğini söylüyor.
Fatıma el-Bassam, bu zorlukların başında toplumsal cinsiyet ayrımcılığının geldiğini belirtiyor. Sahada kadın gazetecilere daha az yetkin ve deneyimliymiş gibi yaklaşıldığını, sık sık “Neden sahada bir erkek değil de sen varsın?” gibi sorularla karşılaştıklarını ifade ediyor. Bunun hem güneyde hem de Beyrut’ta bizzat başına geldiğini aktarıyor.
Habere giderken erkek meslektaşlarına ihtiyaç duyuyorlar
Bazı durumlarda sahada korunmak için yanlarında bir erkek meslektaş bulundurmak zorunda kaldıklarını dile getiren Fatıma el-Bassam, resmi kurumlarla koordinasyon eksikliğine de dikkat çekiyor. Bu durumun gazetecileri, haber yaptıkları bölgelerde kişisel ilişkilerine ve tanıdıklarına dayanmak zorunda bıraktığını belirtiyor. Özellikle halkın korku içinde olduğu koşullarda bu durum daha da belirginleşiyor.
Ağır ithamlarla suçlanıyorlar
Fatıma el-Bassam ayrıca bazı bölgelerde kendilerine karşı kışkırtma yürütüldüğünü, kamera taşırken bile “ajanlık” gibi ağır ithamlarla karşılaştıklarını ve sürekli bir itibarsızlaştırma kampanyasına maruz kaldıklarını ifade ediyor.
Gazetecilerin savaş takibi konusunda yeterli eğitimden yoksun olduğunu vurgulayan Fatıma el-Bassam, temel koruyucu ekipmanlar—kask ve kurşun geçirmez yelek—bulunmadığını, bu nedenle bu ekipmanları meslektaşlarından ya da bazı kuruluşlardan ödünç almak zorunda kaldıklarını da ekliyor.
Ateş hattında direnen güneyli bir muhabirin tanıklığı
Güney Lübnan’da bulunan Nebatiye kazasında yaşayan gazeteci Rana Cuni ise kendi deneyimini paylaşıyor. Rana Cuni, bölgelerinde kalmayı başaran çok az sayıdaki savaş muhabirinden biri.
“Bana hala nasıl ayakta kaldığımı soruyorlardı. Cevabım hep aynıydı: Ben bu güneyin kızıyım ve sistematik bir yıkım kampanyasına maruz kaldığı bir zamanda toprağımı terk etmeyeceğim” diyor.
Rana Cuni, kendisine sık sık “Bir kadın olarak sahada tek başına nasıl çekim yapıyor, belgeliyor ve yazıyorsun?” sorusunun yöneltildiğini belirtiyor. Bunun kendisi için bir zayıflık değil, aksine bir güç olduğunu ifade ediyor: En zor koşullarda tek başına bir ekibin işini yapıyor.
‘Mayın tarlasında yürümek gibi’
En büyük zorluklardan birinin hareket etmek olduğunu söyleyen Rana Cuni, bunu “Durmaksızın süren hedef almalar arasında mayın tarlasında yürümek gibi” sözleriyle tanımlıyor. Buna ek olarak internet bağlantısının sık sık kesilmesinin, olası bir acil durumda riskleri daha da artırdığını vurguluyor.
‘Basın yazısı, bizi artık korumuyor’
Rana Cuni sözlerini şöyle sürdürüyor: “Henüz üç yaşına bile gelmemiş bir çocuğu geride bıraktım. Hissettiğim acıya rağmen bu durum bana güç veriyor. Güneyli kadınlara bir örnek olmak için, ateş hattında kamera ve kalemle yaşananları belgelemeye devam ediyorum. Gerçek bir koruma olmadan… Çünkü kask, yelek ya da ‘basın’ yazısı, bizi artık korumuyor; bizi koruması gereken uluslararası tüm yasalar çökmüş durumda.”
Lübnanlı kadın gazetecilerin tanıklıkları, güvenlik risklerinin toplumsal ve mesleki zorluklarla iç içe geçtiği karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu durum, onların gerçeği aktarma görevlerini yerine getirirken, kadın olmalarının bedelini iki kat ödememeleri için acil ve gerçek bir koruma ile uzmanlaşmış eğitim ihtiyacını açıkça gözler önüne seriyor.