Görgü tanıkları anlattı: İran’da siviller ‘insan kalkanı’ olarak kullanılıyor

Kirmanşah’ta görgü tanıkları ve aktivistler, hükümetin silahları sivil alanlara yerleştirerek halkı riske attığını ve sivillerin fiilen ‘insan kalkanı’ haline getirildiğine dikkat çekti.

NASİM AHMADİ

Kirmanşah- ABD ve İsrail’in İran’daki askeri hedeflere ve İran İslam Cumhuriyeti liderlerine yönelik saldırılarının üzerinden bir aydan fazla zaman geçti. Rojhilat Kürdistan’ın Kirmanşah kentindeki yerel kaynaklar, hükümetin çatışmaların anlatısını kontrol etmek için medya propagandası yaptığını ve ABD ile İsrail’i sivil yerleşim yerlerine, okullara ve hastanelere saldırmakla suçlamaya çalıştığını belirtiyor. Görgü tanıkları, hükümetin aslında “insan kalkanı” oluşturarak sivil halkı tehlikeye attığını söylüyor. Bu uygulamanın hem savaşın seyrini etkilemek hem de Ocak ayında yaşanan olayların kolektif hafızasını silmek amacı taşıdığı ifade ediliyor.

Silahlar sivil alanlara taşınıyor

Yerel kaynaklara göre ise, İran İslam Cumhuriyeti’nin Kirmanşah’taki askeri güçleri, olası bir saldırı durumunda sivil bölgeleri hedef alıyormuş gibi göstermek amacıyla, yerleşim yerlerinin yakınlarına yoğun şekilde silah konuşlandırıyor. Bazı bilgiler, hükümetin İmam Reza Hastanesi yakınlarındaki bir otoparka, Babston Yolu Sanayi Parkı’na ve Anahita mahallesindeki bir liseye askeri silahlar yerleştirdiğini, ardından birkaç gün içinde bu silahları başka yerlere taşıdığını gösteriyor. Bu sık yer değiştirmeler, özellikle füze rampalarının hem tespit edilip imha edilmesini önlemek hem de sivil bölgeleri saldırı menziline sokmak için kasıtlı olarak istikrarsız ve hassas noktalara yerleştirildiğini ortaya koyuyor.

Okula silah yerleştirildiği iddiası

Kirmanşah’ın Kernachi mahallesinde yaşayan Maryam E., bölgede yaşananlara ilişkin tanıklığını şöyle aktardı: “Bazı komşular, Anahita mahallesindeki bir okula füze rampası yerleştirildiğini söyledi. Biz de yakın olduğumuz için, mahallemizdeki başka bir okulun da aynı şekilde kullanılmış olabileceğinden endişelendik. Gece oğlum ve damadım kontrol etmeye gitti. Kernachi’deki okulda bir şey yoktu, ancak Anahita’daki okul çevresinde sivil kıyafetli şüpheli kişiler ve büyük araçlar görüldü. Ertesi sabah okul boşaltıldı, ancak şüpheli kişiler hala bölgede dolaşıyordu.”

Silahlar kasıtlı yerleştiriliyor

Bu durumun, hükümetin daha önce de başvurduğu bir yöntem olduğu belirtiliyor. Görgü tanıklarına göre, “On İki Gün Savaşı” sırasında da İmam Reza Hastanesi yakınlarına füze rampaları yerleştirilmiş ve bu durum, İsrail’in söz konusu bölgeyi hedef almasına yol açmıştı. Hastane çevresinde meydana gelen patlama, askeri unsurların bu tür hassas alanlara yerleştirilmesinin kasıtlı olduğuna işaret ediyor. Sivil bölgelere silah konuşlandırılmasının yanı sıra, Kirmanşah’taki birçok görgü tanığı, ABD ve İsrail’in kontrol noktaları ile karakollara yönelik saldırılarının ardından hükümet güçlerinin yerleşim alanlarına daha da yaklaştığını ifade ediyor. Bu durum, sivillerin güvenliğine yönelik endişeleri artırıyor.

‘Siviller tehlikeye atılıyor’

İnsan hakları ve çocuk hakları aktivisti Parvin G., savaşın başından bu yana uygulanan güvenlik politikalarına dikkat çekerek, hükümetin sivilleri tehlikeye atan adımlar attığını belirtti. Parvin G., “Savaşın başından beri şehirlerin giriş ve çıkışlarına kontrol noktaları kuruldu. Ancak saldırıların ardından bu noktalar şehir merkezlerine, hatta evlerin yakınına taşındı. Böylece hedef alınmaları durumunda ABD ve İsrail’in yerleşim bölgelerine saldırmakla suçlanmasının amaçlandığı düşünülüyor” diye kaydetti.

‘Çocuklar kalkan yapılıyor’

Parvin G., bazı sınır kasabalarında kontrol noktalarının tamamen yer değiştirdiğini ve askeri araçların köylerdeki evlerin ve bahçelerin yakınına park edildiğini aktardı. Bu sürecin yalnızca askeri hareketlilikle sınırlı olmadığını vurgulayan Parvin G., birçok noktada askeri güçler yerine 18 yaşın altındaki “Öğrenci Seferberliği” üyelerinin görevlendirildiğine dikkat çekti. Parvin G., “Bu çocuklara askerlik hizmetinde indirim ya da okul notlarında avantaj vaat ediliyor. Bu durum, sıradan insanları ve hatta çocukları fiilen insan kalkanına dönüştürüyor. Çocukların bu şekilde kullanılması aynı zamanda ana askeri güçleri koruma yöntemine dönüşmüş durumda” ifadelerini kullandı.

Parvin G., ayrıca Yavanro, Salas Babajani, Kasr-ı Şirin, Kerend Gharb, Sarpol-e Zahab ve Sahneh gibi şehirlerin girişlerinde bazı aşiret mensuplarının çeşitli vaatlerle kontrol noktalarında görevlendirildiğini söyledi. Bu kişilerin çoğunun yeterli ekipmana sahip olmadığını vurgulayan Parvin G., “Birçoğu günlük kıyafetlerle, basit ayakkabılarla ve yüzlerini eski başörtüleriyle kapatarak görev yapıyor. Bu insanların büyük bölümü düşük gelirli kesimlerden geliyor ve hükümet tarafından asgari imkanlarla ABD ve İsrail saldırılarının menziline yerleştiriliyor” dedi.

‘İnsan kalkanı’ dolaylı baskı yöntemi

Yetersiz donanıma sahip bu gruplarla, protestolar sırasında kullanılan ağır silahlı güçler arasındaki fark dikkat çekiyor. Bu durum, hükümetin kendi halkına karşı en gelişmiş araçları kullanırken, sivilleri dış tehditlere karşı adeta insan kalkanı olarak konumlandırdığını gösteriyor. Son haftalarda hükümetin gençleri silahlı kuvvetlere katılmaya teşvik eden açıklamalar yaptığına da işaret ediliyor. Ancak yerel kaynaklara göre bu çağrılar, olası bir ABD ve İsrail kara saldırısı durumunda yeterli sayıda “insan kalkanı” oluşturmayı hedefleyen dolaylı bir baskı yöntemi olarak değerlendiriliyor.

‘Siviller savaşın bir parçası haline getiriliyor’

Kirmanşah’ta yaşayan sivil aktivist Sara F., hükümetin sivilleri savaşın bir parçası haline getirdiğini belirterek, “Savaşın başından beri hükümet, sivillerin canlarını bir savunma aracı olarak kullanıyor. Son dönemde ‘Biz İntikamcıyız’ adıyla bir sokak kampanyası başlatıldı ve hükümete bağlı kişiler araçlı ve yaya yürüyüşlere katılmaya zorlandı. Birçok kişi, bu kampanyanın askeri güç ve silah transferini gizlemek için bir kılıf olduğunu düşünüyor. Hükümet, hassas askeri unsurlarını halkın arasına yerleştiriyor” şeklinde konuştu.

Genel olarak değerlendirildiğinde, İran halkının can güvenliğine yönelik en büyük tehdidin yalnızca savaşın kendisi değil, aynı zamanda hükümetin uzun süredir uyguladığı politikalar olduğu ifade ediliyor. Bu politikanın, devletin kendini korumak adına sivilleri riske atan bir yaklaşımı içerdiği ve savunma stratejisinin çoğu zaman masum insanların hayatı pahasına şekillendiği belirtiliyor.