İran-İsrail savaşı büyüyor: Rojhilat Kürdistan’da baskı ve askeri yığınak

ABD’nin bölgeye ek güç göndermesiyle tırmanan gerilim, Rojhilat Kürdistan’da güvenlik baskısını artırdı. Sine, Mehabad ve Kirmanşan’ta askeri varlık yoğunlaştırılırken, olası protestolara karşı önlemler sıkılaştırıldı.

HEVÎ SALAH

Silêmanî - İran ile İsrail arasındaki son doğrudan saldırıların ardından gerilim tehlikeli bir aşamaya girdi. ABD’nin bölgeye ek askeri güç göndermesi Tahran’a sert bir mesaj olarak değerlendirilirken, Rojhilat Kürdistan’da da güvenlik baskısı ve askeri hareketlilik artırıldı. Uzun süredir protestoların merkezi olan bölgede Sine, Mehabad ve Kirmanşan gibi kentlerde güvenlik güçlerinin varlığı belirgin biçimde yoğunlaştırılırken, aktivistler üzerindeki denetim sıkılaştırıldı.

Tahran yönetiminin, dışarıdan gelebilecek olası bir saldırının ülke genelinde yeni protestoları tetikleyebileceğinden endişe ettiği belirtiliyor. Sınır hattındaki aralıklı çatışmalar ve insansız hava araçlarının hareketliliği bölge halkında tedirginlik yaratırken, temel ihtiyaç maddelerindeki hızlı fiyat artışı da memnuniyetsizliği derinleştiriyor. Bu gelişmeler, gözlerin Tahran, Washington ve Tel Aviv arasındaki gerilimin bölgeye olası yansımalarına çevrilmesine neden oluyor.

‘Jin, jiyan, azadî sürecinde Kürdistan tamamen militarize edildi’

Gazeteci ve insan hakları savunucusu Şilêr Bapîr, ajansımıza yaptığı değerlendirmede mevcut durumun belirsiz ve tehlikeli olduğunu belirtti. İran’daki siyasi dengelerin giderek karmaşıklaştığını ifade eden Şilêr Bapîr, İslam Cumhuriyeti içinde reformist ve sertlik yanlısı kanatlar arasında uzun süredir süren çekişmenin derinleştiğini söyledi.

Şilêr Bapîr, Ali Hamaney sonrası olası liderlik tartışmalarına da işaret ederek, “Mücteba Hamaney’in olası halef olarak öne çıkması, bu göreve talip olan diğer çevrelerde memnuniyetsizlik yaratabilir ve iç çekişmeleri daha da derinleştirebilir. Bu da İran siyasetini hem içeride hem dışarıda daha karmaşık hale getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Şilêr Bapîr, İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana toplum ile siyaset arasında güçlü bir güven ilişkisi kurulamadığını belirterek, “İran İslam Cumhuriyeti yönetimi toplumsal itirazları çoğunlukla şiddet ve askeri araçlarla kontrol ediyor. Ancak uzun vadede halkın taleplerine, kamu hizmetlerine, siyasi katılıma ve ekonomik altyapıya ilişkin sorunlar çözülmedi. Bu nedenle halkın talepleri ve memnuniyetsizliği hala devam ediyor. İran’da geniş kesimler mevcut yönetimin değişmesini istiyor ancak bunun iç dinamiklerle tek başına gerçekleşmesi zor. Protestolar geniş çaplı başladığında bile rejim sert şiddet yöntemleri kullanarak bastırdı. İran yönetimi sistematik bir baskı politikası izliyor ve her seferinde silahlı güçlerle müdahale ediyor. ‘Jin, jiyan, azadî’ sürecinde Kürdistan’ın tamamen militarize edildiğini gördük. Bu süreçten sonra da baskılar arttı, çok sayıda gözaltı yapıldı ve özgürlükler daha da daraldı” diye konuştu.

‘Rojhilat Kürdistan sınırlarına çok sayıda silahlı güç sevk edildi’

Şilêr Bapîr, Rojhilat Kürdistan sınırlarına çok sayıda silahlı gücün sevk edildiğini ve askeri üslerin artırıldığını belirterek, bunun olası protestoları hızlı şekilde bastırma amacı taşıdığını söyledi. İnternet kesintileri nedeniyle bölgedeki gelişmelerin tam olarak takip edilemediğini vurgulayan Şilêr Bapîr, mevcut koşulların geniş çaplı protestolar için elverişli olmadığını ifade etti.

Şilêr Bapîr, Kirmanşah, İlam ve Urmiye gibi kentlerde güvenlik güçlerinin yoğun şekilde konuşlandırıldığını, İran yönetiminin 47 yıllık politikası boyunca Kürdistan’da çok sayıda askeri üs kurarak bölgeyi kontrol altında tutmaya çalıştığını dile getirdi. “Jin, jiyan, azadî” sürecinde güvenlik güçlerinin ağır silahlarla halka müdahale ettiğini hatırlatan Şilêr Bapîr, İran’ın Rojhilat Kürdistanlı Kürt partilerinin üslerine yönelik saldırılarının da yeni olmadığını belirtti.

‘Rejimin en büyük korkusu Kürt güçlerinin birliği’

Şilêr Bapîr, İran’ın 2018 yılında Demokrat Partisi’nin merkezini füze ile hedef aldığını, aynı dönemde Komala’nın üslerine de saldırılar düzenlediğini, 2022’de “Jin, jiyan, azadî” süreci sırasında da benzer saldırıların sürdüğünü ifade etti. İran yönetiminin Kürt güçlerinden çekindiğini belirten Şilêr Bapîr, “Rojhilat Kürdistan’daki Kürt siyasi güçleri örgütlü bir yapıya sahip ve yıllardır rejime karşı halkın sesi olmayı başardı. Bugün bu güçlerin birlik içinde hareket etmesi rejimin en büyük korkularından biri” dedi.

‘Rejim temelde kadınların özgürlüğüne karşı’

Şilêr Bapîr ayrıca, İran’da reform ihtimalinin kalmadığını ve Kürt siyasi güçlerinin yönetimin değişmesi yönünde ortak bir tutum aldığını belirtti. 1979’dan bu yana zorunlu başörtüsü uygulamasının sürdüğünü hatırlatan Şilêr Bapîr, “Zorunlu hicap yasası temelde hiç değişmedi. Bazı dönemlerde baskılar hafifletilse de bu yalnızca kısa vadeli politikalar. Rejim temelde kadınların özgürlüğüne karşı” değerlendirmesinde bulundu.

Müzakere belirsizliği

Şilêr Bapîr, değerlendirmesinin sonunda, durumun giderek daha karmaşık hale geldiğine dikkat çekerek, bir yandan ABD’nin müzakere istediğini ve önerilerini masaya koyduğunu söylediğini, diğer yandan ise İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ortada doğrudan bir müzakere değil, yalnızca arabulucular üzerinden mektup alışverişi olduğunu açıkladığını hatırlattı. Şilêr Bapîr, İran’ın kimi zaman müzakere arayışı içinde göründüğünü, buna karşılık İsrail’in askeri üsleri hedef alan saldırılarını sürdürdüğünü belirterek, müzakere gündeme geldiğinde taraflardan birinin her defasında bunu kabul etmediğini ifade etti.

Arap ülkelerinin savaşı durdurmak isteyebileceğini ancak aynı zamanda ABD ve İsrail’e destek verdiklerinin de görüldüğünü söyleyen Şilêr Bapîr, İran’ın özellikle Irak’taki vekil güçlerinin komşu ülkelere yönelik saldırılarının tabloyu daha da ağırlaştırdığını belirtti. Mevcut durumun son derece zor olduğunu vurgulayan Şilêr Bapîr, gelişmelerin her gün değiştiğini, bu nedenle İran ile İsrail’in bir müzakere sürecine girip girmeyeceğinin, görüşmelerin içeriğinin ne olacağının ve taleplerin yalnızca nükleer silah üretiminin durdurulmasıyla mı sınırlı kalacağının, yoksa İran’daki yönetimin tümden değiştirilmesini mi hedefleyeceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Şilêr Bapîr, tarih boyunca İran’ın İsrail’i düşmanı olarak gördüğünü, İsrail’in de İran’ı Ortadoğu’daki varlığı açısından bir tehdit olarak değerlendirdiğini belirtti. Sözlerinin sonunda özellikle dikkat çekmek istediği bir noktayı vurgulayan Şilêr Bapîr, ABD ve İsrail’in saldırılarında çoğunlukla askeri üslerin hedef alındığını, ancak İran’ın gerek İsrail’e yönelik saldırılarında gerekse Güney Kürdistan’daki Kürt güçlerine dönük saldırılarında sivil insanları ve hastaneleri hedef aldığının görüldüğünü ifade etti.