Kapitalist moderniteye karşı çözüm: Mücadeleci kadın kimliği

Yazar ve çevirmen Rêzan Nuredîn, tarih boyunca kadınların metalaştırıldığını, kapitalist sistemin ise bunu medya ve sinema üzerinden derinleştirdiğini belirtti. Rêzan Nuredîn, bu kuşatmaya karşı bilinçlenme ve mücadele çağrısı yaptı.

HÊVÎ SALAH

Silêmanî - Yazar ve çevirmen Rêzan Nuredîn, kapitalist modernitenin kadın bedenini ticari bir araca dönüştürdüğünü belirterek bunun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik bir süreç olduğunu ifade etti. Tarihin farklı dönemlerinde kadınların meta haline getirildiğini hatırlatan Rêzan Nuredîn, günümüzde bu durumun medya, reklam ve sinema aracılığıyla yeniden üretildiğini vurguladı. Kadınların bu kuşatmayı aşmasının ise bilinçlenme, örgütlenme ve mücadeleci kadın kimliğine dönüşle mümkün olacağını söyledi.

Kapitalist modernite, moda, reklam ve medya aracılığıyla kadın bedeni ve kimliği üzerine yapay bir güzellik anlayışı inşa ederek kadını piyasa içinde değer kazanan bir metaya dönüştürüyor. Bu süreç yalnızca fiziksel bir metalaştırma değil, kadını kendi özünden ve tarihsel kimliğinden koparmayı amaçlayan psikolojik bir kuşatma olarak da tanımlanıyor. Kadın, düşünce ve iradesinden uzaklaştırılarak tüketim ve kâr mekanizmasının bir parçası haline getirilirken, bu durum toplumsal ilişkilerin de yeniden şekillendirilmesine yol açıyor.

Bu noktada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu perspektif, söz konusu metalaştırma sürecine karşı alternatif bir çerçeve sunuyor. Abdullah Öcalan’ın “Jin, jiyan, azadî” paradigması, kadını meta değil özgür özne ve demokratik dönüşümlerin öncüsü olarak ele alırken, mücadeleci kadın kimliğini piyasanın dayattığı yapay kadın imgesine karşı özgürlük ile kölelik arasındaki temel ayrım olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, kadın özgürlük mücadelesini yalnızca eşitlik talebi değil, aynı zamanda zihinsel ve toplumsal dönüşüm süreci olarak değerlendiriyor.

‘Kapitalist modernite ‘kadınkırımcı’ bir sistem’

Bu çerçevede “mücadeleci kadın” kimliğine dönüş, kapitalist modernitenin kadın bedeni ve zihni üzerinde kurduğu tahakküme karşı yürütülen zihinsel bir devrim olarak öne çıkıyor. Özgür kadının hakikat, irade ve karar gücüyle var olduğu vurgulanırken, kapitalist sistemin dayattığı ticari güzellik ölçütlerinin reklam ve medya aracılığıyla kadını metalaştıran modern zincirlere dönüştüğü ifade ediliyor. Abdullah Öcalan’ın “kadın tarihin ilk sömürgeleştirilenidir” tespiti de bu metalaştırmanın tarihsel sürekliliğine işaret ediyor.

Abdullah Öcalan, kapitalist moderniteyi “kadınkırımcı” bir sistem olarak tanımlayarak, kadının bedeninin moda, reklam ve cinsellik endüstrileri aracılığıyla kâr mekanizmasının merkezine yerleştirildiğini belirtiyor. Bu sürecin yalnızca ekonomik değil, kadının kimliğini parçalamayı hedefleyen ideolojik bir saldırı olduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, kapitalizmin özgürlük söylemi altında kadını metaya dönüştürdüğünü ifade ediyor. Bu nedenle kadınların jineloji temelinde tarihsel kimliklerini yeniden keşfetmesi gerektiğini belirten Abdullah Öcalan, gerçek özgürlüğün politik bilinç ve bağımsız örgütlenmeyle mümkün olacağını, kadın özgürleşmesinin ise zihinsel bir dönüşümle gerçekleşebileceğini vurguluyor.

‘Tarihin farklı dönemlerinde kadınlar metalaştırıldı’

Yazar ve çevirmen Rêzan Nuredîn, konuya ilişkin ajansımıza yaptığı değerlendirmede, kapitalizm öncesi dönemlere uzanan tarihsel bir çerçeveye dikkat çekerek şunları söyledi:

“Öncelikle kapitalizm öncesi bir örnekle başlamak istiyorum. Dr. Serwer Abdulrahman’ın “Êzidî Kızları Köle Olarak” adlı çalışmasında, Revandiz Emiri döneminde Êzidîlere yönelik saldırılarda kadınların esir alındığı ve dönemin yöneticilerine hediye edildiğinin aktarıldığı belirtiliyor. Bu örneği vermemin nedeni şu: Tarihin farklı dönemlerinde, hatta yazılı tarihin olmadığı zamanlarda bile, her iktidar ve her yönetim savaşlar yürütmüş ve sonuçta kadınlar bir meta haline getirilerek hediye edilmiş ve sömürülmüştür. Bu, tarihsel bir gerçekliktir.”

Rêzan Nuredîn, kapitalizmle birlikte bu durumun daha sistematik ve çok boyutlu hale geldiğini belirterek, “Kapitalizmin ortaya çıkışı ve sermayenin birikimiyle birlikte, sermayenin kullandığı mekanizmalar ve kapitalist sistem; siyasi, kültürel ve diğer tüm alanlara yayılmıştır. Bize modern bir dünyada yaşadığımız, kadınların ilerlediği ve önemli kazanımlar elde ettiği söyleniyor. Ancak buna rağmen kapitalizm farklı araçlarla hala kadının yalnızca ‘tanımlanan bir meta’ olması gerektiğini dayatıyor” dedi.

Medya ve sinemanın rolü

Kapitalist sistemin özellikle medya ve sinema üzerinden kadını bir meta olarak sunduğunu vurgulayan Rêzan Nuredîn, şunları kaydetti:

“Kapitalizmin iki açık örneği medya ve sinemadır. Kadını bir meta olarak göstermek için bu alanlar yoğun şekilde kullanılıyor. Örneğin reklamlarda ‘güzel kadın’ kapitalizmin belirlediği güzellik ölçütlerine göre sunuluyor. Çünkü sermaye, güzellik tanımını değiştirmiştir. Kadının güzel sayılması için belirli kriterler dayatılıyor: açık ten, uzun boy, küçük burun gibi. Bu nedenle çoğu zaman farkında olmadan sermayenin araçları haline geliyoruz.”

Kadınların bu süreçte iki yönlü bir baskı altında kaldığını belirten Rêzan Nuredîn, şöyle konuştu:

“Bir yandan kadınlar yaşamlarını sürdürmek için çalışmak zorunda kalıyor, diğer yandan kazandıkları parayı tekrar kapitalist sistemin içine aktarıyorlar. Örneğin bedenlerini değiştirmek için ağır estetik operasyonlara yöneliyorlar ve bu durum hayatlarının tamamını olumsuz etkileyebiliyor. Tüm bunlar, kapitalizmin dayattığı ‘güzellik’ tanımına uymak içindir.

Bu güzellik tanımı, erkeklerin arzu ve beklentilerine göre şekilleniyor. Kapitalizm, ataerkil dünyayı yeniden üretirken kendini sürekli yeniliyor ve kadınları erkeklerin isteklerine göre şekillenen bir meta haline getiriyor. Günümüzde sinema ve diziler de toplumun beğenilerini yönlendiriyor; bu da özellikle genç kadınlar üzerinde güçlü bir etki yaratıyor.”

‘Buna karşı yürütülen mücadele uzun solukludur’

Rêzan Nuredîn, değerlendirmesinin sonunda bu sorunun kısa sürede çözülemeyeceğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Bu sorunun çözümü bir-iki günde mümkün değildir. Kapitalist dünya uzun vadeli bir süreçtir ve buna karşı yürütülen mücadele de uzun solukludur. Kadınlar bu süreçte pasif kalmamış, uygun çözüm yolları bulmak için sürekli çaba göstermiştir. Toplumdaki kadınlar ve insan hakları ile kadın haklarını savunan kadınlar, bireyleri bilinçlendirmek için çalışmalarını sürdürmektedir.

Medyanın birey ve toplumun bilinçlenmesi üzerinde büyük etkisi vardır. Bu nedenle sinema ve medya, toplumun bilinç düzeyini yükseltmek için çalışmalıdır. Bu alanda yapılacak araştırmalar da değişim yaratabilir ve önemli katkılar sunabilir.

Genç kadınlarımızın farklı ve güçlü yetenekleri var. Onlardan beklentim, teknolojiyi kendi hayalleri ve projeleri için kullanmalarıdır. Kendilerini ve çevrelerini geliştirmek için teknoloji önemli bir araç olabilir. Bu, ister ekonomik alanda, ister bilim, kültür ya da yaşamın farklı alanlarında olsun, kadınların gelişimine katkı sağlayacaktır.”