‘İfade özgürlüğü demokratik bir toplum inşa etme mücadelesinin parçasıdır’
Fas’ta kadın aktivistlerin yargılanmasına dikkat çeken Sanaa Fawzi, “Kadınlar için ifade özgürlüğünün artırılması, sadece bir insan hakları talebi değil, aynı zamanda demokratik bir toplum inşa etme mücadelesinin de bir parçasıdır” dedi.
HANAN HARET
Fas – Fas’ta görüşlerini ifade ettikleri gerekçesiyle birçok kadının yargılanması, son dönemde ülkede geniş tartışmalara yol açtı. Bu gelişmeler, ifade özgürlüğünün sınırları ve kadınların kamusal alandaki yeri konusunda hukuki ve siyasi soruları yeniden gündeme taşıdı. Konuyla ilgili ajansımızın sorularını yanıtlayan Demokratik Sol Kadınlar Federasyonu Başkanı Sanaa Fawzi, söz konusu yargılamaların, kadınların hem sivil hem de dijital alanlardaki görünürlüğünün arttığı bir dönemde, Fas’taki kamu söyleminde yaşanan dönüşüm çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Kamusal alanın, özgürlük, eşitlik ve sosyal adalet talep eden yeni seslere ne ölçüde alan açabildiği, demokratikleşmenin en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
*Bu dönemde ifade özgürlüğü kapsamında kadın aktivistlere yönelik yargılamaların artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumun siyasi sonuçları neler olabilir?
Demokratik Sol Kadınlar Federasyonu olarak, kadınların görüşlerini ifade ettikleri için yargılanmalarının münferit olaylar olarak görülemeyeceğini düşünüyoruz. Bu durum, Fas’ta ifade alanlarının genişlediği ve tam ile eşit vatandaşlık taleplerinin arttığı bir dönemde kamusal alanda yaşanan dönüşümler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Son yıllarda kadınlar, sivil toplum çalışmaları, dijital platformlar ve siyasi faaliyetler aracılığıyla kamusal söylemde daha görünür hale gelmiştir. Bu süreç, yalnızca sosyal katılımın artmasını değil, aynı zamanda kadınların sembolik temsilden çıkarak doğrudan siyasi eylemin parçası haline gelmesini ifade etmektedir. Artık kadınlar, kamusal söylemin sadece konusu değil, onu üreten ve içindeki güç ilişkilerini sorgulayan aktif aktörler konumundadır.
Bu dönüşüm, “tanınma kültürü” olarak adlandırılabilecek bir yaklaşımla bağlantılıdır, yani kadınların kamusal alanda tam yetkili siyasi aktörler olarak kabul edilmesi talebiyle. Ancak tanınmanın yeniden dağıtılması hiçbir zaman sorunsuz gerçekleşmez. Çünkü bu süreç, geleneksel güç ve temsil yapılarının sorgulanmasına yol açar ve “kim konuşabilir, kamusal tartışmanın sınırlarını kim belirler?” sorularını gündeme getirir. Bu çerçevede, eleştirel kadın seslerinin yükselişi, kamusal alandaki güç dengelerini yeniden şekillendirirken, özgürlüklerin genişletilmesi ile mevcut düzenin korunması arasındaki gerilimi de açığa çıkarır. Bu durum hem siyasi hem de kültürel düzeyde tartışmaları beraberinde getirir. Ayrıca bu davalar, Fas’ın siyasi tarihinde ifade özgürlüğü, eleştiri ve muhalefetin sınırları üzerine süregelen tartışmaların bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Siyasi açıdan bu durum, kadınların kamusal hayata katılımını teşvik eden söylem ile sahadaki gerçeklik arasında bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir yandan kadınların kamusal alandaki varlığı giderek artarken, diğer yandan bu varlık bağımsız ve eleştirel bir söyleme dönüştüğünde çeşitli engellerle karşılaşabiliyor. Bu da, söz konusu açıklığın sınırlarının ne olduğu sorusunu gündeme getiriyor. “Nafid” olarak, demokrasinin yalnızca resmi söylemlerle değil, toplumda var olan gerçek özgürlüklerin kapsamıyla ölçülmesi gerektiğini vurguluyoruz. Kamusal alanın, özgürlük, eşitlik ve sosyal adalet talep eden yeni seslere ne ölçüde alan açabildiği, demokratikleşmenin en önemli göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
İfade özgürlüğünü kısıtlayan her türlü ortam sadece bireyleri etkilemekle kalmaz, aynı zamanda demokratik tartışmanın canlılığını da etkiler.
*Bu kovuşturmalar kadınlar üzerinde caydırıcı bir etki yaratıyor mu? Bu durum, kadınların gelecekte kamusal ve siyasi hayata katılımını nasıl etkileyebilir?
Kovuşturmalar yasal çerçevede yürütülse bile etkileri genellikle bireysel davaların ötesine taşar ve genel siyasi ile sosyal katılım ortamını etkiler. Özellikle ifade özgürlüğüyle ilgili tekrarlanan kovuşturmalar, kamusal alanda ihtiyatlı bir atmosfer yaratır, bireyler söylemlerini yumuşatmaya veya öz sansür uygulamaya yönelir. Bu durum, siyasi alandaki varlıkları hala güçlenmekte olan gruplar, özellikle kadınlar için en belirgin şekilde hissedilir.
Kadınların kamusal alana katılımı yalnızca sayısal temsil meselesi değildir, toplum içindeki sembolik gücün dağılımı üzerindeki daha geniş bir mücadelenin parçasıdır. Kadınların sesleri kamuoyu tartışmalarında, özellikle siyasi ve sosyal konularda ne kadar yükselirse, toplum içindeki etki dengesinin yeniden şekillenmesine o kadar çok katkıda bulunurlar. Bu nedenle, ifade özgürlüğünü kısıtlayan her türlü ortam sadece bireyleri etkilemekle kalmaz, aynı zamanda demokratik tartışmanın canlılığını da etkiler. Demokrasi sadece kurumlara değil, aynı zamanda fikir alışverişine ve bu fikirler etrafındaki tartışmalara olanak sağlayan açık bir kamusal alanın varlığına da dayanır.
Nafid'de sistematik bir baskı politikası izlemiyoruz, ancak ifade özgürlüğüyle ilgili davalarda tekrarlanan kovuşturmaların dolaylı bir siyasi ve kültürel etkiye sahip olabileceğini, özellikle de kamusal alana ilk kez giren yeni nesil kadınlar arasında bazı aktivistlerin ifade özgürlüğünü azaltabileceğini vurguluyoruz.
Kadınlar için ifade özgürlüğünün artırılması, sadece bir insan hakları talebi değil, aynı zamanda özgürlük, eşitlik ve onura dayalı demokratik bir toplum inşa etme mücadelesinin de bir parçasıdır.
*Bu davalarda ceza hukuku uygulanması, anayasal güvence ve insan haklarıyla çelişiyor mu?
İfade özgürlüğü davalarında ceza hukukunun kullanımıyla ilgili tartışma, özünde, toplum içindeki güç ve özgürlük arasındaki dengenin doğasıyla ilgili bir tartışmadır. Modern demokratik sistemlerde, ifade özgürlüğü siyasi yaşamın temel taşlarından biridir, çünkü toplumun iktidarı hesap verebilir kılmasını, kamu politikalarını tartışmasını ve entelektüel ve siyasi alternatifler üretmesini sağlar. Fas, anayasası ve uluslararası taahhütleri aracılığıyla, ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin korunmasının önemini teyit etmiştir. Ancak, mesele sadece bu güvencelerin yasal metinlerde var olması değil, aynı zamanda bunların yasal ve siyasi uygulamaya nasıl yansıtıldığıdır.
Çağdaş demokratik deneyimler, özgürlüklerin kapsamını genişletme ve görüş bildirme durumlarında cezai yaptırımlara olan bağımlılığı azaltma eğilimindedir, çünkü canlı bir kamusal alan, temelde eleştiri ve muhalefet özgürlüğüyle beslenir. Bu perspektiften bakıldığında, örgüt olarak biz, hukukun üstünlüğünün gücünün, kamu düzenini koruma ile toplumun gelişmesine olanak tanıyan özgürlük alanını koruma arasında bir denge kurma yeteneğiyle ölçüldüğüne inanıyoruz. Bizim için, özellikle kadınlar için ifade özgürlüğünün artırılması, sadece bir insan hakları talebi değil, aynı zamanda özgürlük, eşitlik ve onura dayalı demokratik bir toplum inşa etme mücadelesinin de bir parçasıdır.