Yas’tan Newroz’a: Savaşın kalbinde yaşama dönüş
Bölgesel savaş, iç baskı ve Ocak 2026 katliamının gölgesi Rojhilat Kürdistan’ın atmosferini hala sararken, Newroz’un yaklaşması temel bir soruyu gündeme getiriyor: Şiddetin ortasında kutlamak, gerçeklikten kaçış mı yoksa bir direniş biçimi mi?
ŞİLAN SAQZÎ
Haber Merkezi - Yapısal şiddetin ve savaşın uzun süreli deneyimlendiği toplumlarda kolektif ritüeller çoğu zaman kültürel alanın sınırlarını aşarak siyasal bir anlam kazanır. Bu bağlamda kutlamalar, yalnızca geleneğin yeniden üretimi olmaktan çıkar, direnişin, toplumsal zamanı savaşın ve iktidarın belirlediği mantıktan geri kazanmanın bir aracı haline gelir. Newroz’un Rojhilat Kürdistan’daki anlamı da bu çerçevede şekillenmektedir.

Örgütlü şiddetin ortasında dahi kolektif bir irade
Bölgesel bir savaş ihtimalinin gündemde olduğu ve iç baskının yoğunlaştığı bir dönemde kutlanması, yalnızca tarihsel bir ritüelin devamı değildir. Aynı zamanda siyasal bir varoluşun ilanı niteliği taşır. Bu nedenle Newroz, bu coğrafyada sadece kültürel bir bayram olarak değil, örgütlü şiddetin ortasında dahi yaşamın kendini yeniden üretebileceğine dair kolektif bir iradenin ifadesi olarak okunmalıdır. Bu perspektiften bakıldığında Newroz, katliam politikalarına karşı yöneltilmiş bilinçli bir toplumsal eylem niteliği kazanır.
Ocak 2026’da Rojhilat Kürdistan’da yaşanan katliamın ardından İran’ın İsrail ve ABD ile savaşa girdiği ve bazı Arap ülkeleriyle gerilimin üçüncü haftasına ulaştığı bir dönemde, Newroz arifesinde Rojhilat Kürdistan’da gerçekleştirilen kutlamalar yalnızca kültürel bir ritüel olarak değerlendirilemez. Bu koşullarda Newroz giderek daha açık biçimde siyasal bir eylem anlamı kazanmaktadır. Savaş ve baskı atmosferi içinde Newroz’un kamusal biçimde kutlanması, yalnızca bir geleneğin sürdürülmesi değil, toplumun görünür olma ve varlığını ilan etme iradesinin ifadesidir. Bu açıdan Newroz, ölüm ve yıkım mantığına karşı “yaşamdan yana kolektif bir karar” olarak okunabilir. Toplum böyle anlarda yalnızca savaşın öznesi olmayı reddetmez, kültürel zamanı siyasal zamanla bilinçli biçimde kesiştiren bir pratik üretir.
Bu coğrafyalarda bedenler hala şiddetin hedefi olurken, öfke de aktif bir şekilde varlığını sürdürüyor ve toplum hayatta kalma ile geçiş arasında bir dengeyi sürdürmeye çalışıyor. Bu koşullar altında, yas ancak hızla eyleme dönüştürüldüğünde anlam kazanabilir. Aynı zamanda, İran’ın bazı bölgelerinde baskın tepki, yas tutma, ağıt yakma ve duraklama ritüellerine geri dönmek oldu, sanki tek bir siyasi zaman yokmuş, herkes aynı tarihsel anda nefes alıyormuş gibi.
Bu boşluk ahlaki veya duygusal bir sorun değil; kimse "daha az yas tutan" veya "daha çok yas tutan" değil. Sorun, iki eşzamansız zamansal-duygusal rejimin çatışmasıdır. Bu iki yas rejimi arasındaki tarihsel fark, Rojhilat Kürdistan'ın bu bölgelerinin İran'ın geri kalanıyla dini benzerliğine rağmen, farklı biçimlerde kendini gösterdi. Rojhilat Kürdistan için, o tarihsel anda, kutsallaştırılmış yas mantığına girmek teselli edici değil, ölümcüldü.

Newroz’un kültürel bir ritüelin ötesinde anlam kazanması
Çünkü şiddet hala devam ediyor, bedenler hala hedef ve herhangi bir duraklama pratikte baskı makinesine hizmet ediyor. Bu koşullar altında, yas, baskın koşul haline gelirse, direnişi güçlendirme aracı olmaktan ziyade bir boyun eğdirme aracı haline gelir. Foucaultçu terimlerle, buradaki iktidar, merkezin duygusal ekonomisini çevreye dayatmaya çalışır; Hayatta kalma, süreklilik ve biyosentrizm mantığıyla çelişen bir ekonomi.
İşte bu noktada Newroz, kültürel bir ritüelin ötesinde bir anlam kazanır. Newroz, “alternatif siyasi zaman” biçimi haline gelir, toplumun, yaşamı askıya almak yerine, ritmini savaş ve baskının ritmine ayarladığı bir zaman dilimi. Sonuçta, mesele ne yasın reddi ne de acının küçümsenmesidir. Ana çatışma, “yas tutma biçimi” ve “yas tutma zamanı” üzerinedir. Soru, Newroz’da yas tutmak ve kutlamamak değil, hangi tarihsel anda hangi yasın yaşamın çıkarlarına hizmet ettiğidir. Rojhilat Kürdistan, katliam anlarında, kısa, tercüme edilebilir ve hayata sadık bir yas tutma biçimini seçmek zorunda kalırken, egemen İran rejimi genellikle uzun, kutsallaştırılmış ve eylem zamanını askıya alan bir yas tutma biçimini yeniden üretir.
Bu çatışma kültürel değil, biyopolitiktir; Ölüm düşüncesi ile biyosentrizm arasında, durmak ile geçmek arasında bir mücadele. Böyle bir bağlamda Newroz sadece bir kutlama değil, ölüm politikasına karşı bir tür kolektif varoluş ilanıdır; toplumun savaşın kalbinde bile hayatın kendini organize edebileceğini söylediği bir an. Rohilat Kürdistan'daki Newroz, takvim kutlamaları veya zararsız kültürel ritüellerin mantığıyla anlaşılamaz. Son iki yılda Rojhilat Kürdistan’da, özellikle Kirmanşan, Îlam ve son olarak Urmîye’de yaşananlar, siyaset, beden ve zaman arasındaki ilişkide niteliksel bir değişimdir. Bu bağlamda Newroz, siyasetin askıya alınması değil, iktidarın mantığının askıya alınmasıdır; toplumun, iktidarın kendisi için yazdığı yaslı özne rolünü oynamayı reddettiği bir an.
Bölgenin aynı anda bölgesel savaş ve iç baskıya maruz kaldığı bir durumda, "yenilmiş özne" rolünü oynamayı reddetmek başlı başına siyasi bir eylemdir; bu eylem, şiddetin doruk noktasında bile gücün toplumsal zamanı tamamen kontrol edemediğini gösterir. Bu Newroz “normal hayata” dönüş değil, hayatın kendisinin bir savaş alanı olarak yeniden tanımlanmasıdır. Ocak 2026 katliamından önce, bu Newroz son iki yılda öznelliği canlandırma ve inkar politikasını alt etme rolünü oynamıştır. Kirmanşan, Şabad ve Îlam'daki bu kanlı baskı, bu bölgelerin halkının yeni siyasi “öz belirleme”sinin kefareti olarak da kabul edilmelidir.
Eğer siyasi yas, ölüm merkezli yönetimin ana araçlarından biriyse, korkuyu istikrara kavuşturma, eylemi askıya alma ve geleceğin ufkunu aşındırma aracıysa, Rojhilat Kürdistan'ın Newroz’u bu mantığın tam tersini temsil etmektedir. Bu koşullar altında, savaşın ortasında Newroz kutlamak, hem toplumun tarihsel sürekliliğinin bir hatırlatıcısı hem de bir tür olağanüstü halin ortasından geleceği geri kazanma olarak ikili bir anlam kazanmaktadır.
Burada, katliamın kaybının veya arındırılmasının inkarıyla karşı karşıya değiliz; Tam tersine, Newroz, katliamdan sonra yaranın kalbinde ve savaşın ortasında ortaya çıkar. Temel fark, kaybın baskın bir psiko-politik durum haline gelmek yerine, geçici bir şeye dönüşmesidir. Bu anlamda Newroz, unutmanın bir kutlaması değil, yas tutmaya karşı bir reddediştir; ölüm merkezli iktidar düzenini doğrudan bozan bir reddediştir.
Bu an stratejik öneme sahiptir, çünkü baskıcı güçler ölümü sadece fiziksel olarak ortadan kaldırmak için değil, psikolojik olarak korku üretmek için de kullanırlar. Korku, kolektif hafızaya enjekte edildiğinde bedenleri sıkıştırır, ilişkileri kırar ve geleceği imkansız kılar. Rojhilat Kürdistan'ın siyasi Newrozu, tam olarak kamusal alana geri dönen, kolektifi yeniden oluşturan ve henüz gelmemiş bir zamanı çağıran bu bedenler zincirini hedef alır. Böyle bir durumda, Newroz’un görünüşte ritüelistik unsurları bile, halay, giyim, ateş ve şarkı, kültürel semboller düzeyini aşarak siyasi yeniden yapılanmanın araçları haline gelir; Savaş onu yok etmeye çalışırken kamusal alanı geri kazanmanın araçları. Burada halay, giyim, ateş ve şarkı tarafsız kültürel semboller değil, mekanı, zamanı ve bedeni geri kazanmanın politik teknikleridir.
Egemenliğin ölüm yoluyla uygulandığı bir dünyada, yaşamı kolektif eyleme dönüştürmek
İşte Newroz’un önemi, katliam sonrası koşullarda ve özellikle 2026 Ocak ayında Kirmanşan, Şabad ve Îlam'daki olaylardan sonra üçüncü haftasına girmiş bir savaşın ortasında yatmaktadır. Hala aktif baskıya maruz kalan bir toplum, statik yas mantığında durursa, fiilen iktidar projesinin devamına rıza göstermiş olur. Bu durumda Rojhilat Kürdistan'da Newroz, saf iyimserlik anlamında değil, korku ekonomisini etkisiz hale getirmek için bilinçli bir eylem olarak politik bir müdahaledir. Örtük mesajı açıktır: "Örgütlü yaşam, ölümü silahsızlandırır."
Bu bakış açısından Newroz, siyasetin kenarında yer alan kültürel bir süsleme olarak değil, hayatta kalma stratejisinin ve mücadelenin devamının bir parçası olarak anlaşılabilir. Bu Newroz, siyaseti sloganlar ve talepler düzeyinden, iktidarın tam olarak siyaset dışılaştırmayı hedeflediği günlük yaşam düzeyine taşır. Egemenliğin ölüm yoluyla uygulandığı bir dünyada, yaşamı kolektif eyleme dönüştürmek en radikal direniş biçimidir.
Aslında, savaşın ortasında Newroz, bir tür "aciliyet mantığının askıya alınması"dır; toplumun, savaş halinde bile yaşam ve eylem için başka bir zaman yaratılabileceğini gösterdiği bir an. İşte bu noktada Rojhilat Kürdistan Newroz’u, statükoyla uzlaşmanın sembolü değil, ölüm emriyle verilen bir savaş ilanıdır.