Kayıp yakınlarından JİTEM davası kararına tepki
Kayıp yakınları, bu haftaki eylemlerinde JİTEM Davası'nda verilen "zamanaşımı" kararına tepki gösterdi.
Haber Merkezi - Kayıp yakınları ve insan hakları aktivistleri, 1990'lı yıllarda gözaltında kaybettirilen ve katledilenlerin akıbetlerinin açıklanması ve faillerin bulunması talebiyle bu hafta da Amed, İzmir, Êlih ve Colemêrg'de haftalık eylemlerini sürdürdü.
Kayıp yakınları 900’üncü haftada Koşuyolu Parkı’nda buluştu
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 900’üncü haftasında Amed’in Rezan (Bağlar) ilçesindeki Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Kayıp yakınları, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile çok sayıda yurttaş, gözaltında kaybettirilen ve katledilen yakınlarının fotoğraflarıyla eylem alanında yer aldı. Faili meçhul şekilde kaybettirilenlerin fotoğrafları arasında Gülistan Doku’nun fotoğrafı da taşındı.
900’üncü haftaya ilişkin yazının ve kaybedilenlerin fotoğraflarının yer aldığı pankart yere serilerek üzerine kırmızı karanfiller bırakıldı.
‘Karanlığı dayanışmayla aşacağız’
Eylemde konuşan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak, Arjantin’deki Plaza de Mayo Anneleri ile Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine dikkat çekerek, “Bugün burada, 900 haftadır süren bu direnişin ne kadar önemli olduğunu göstermek için bulunuyoruz. Bu karanlık dönemi birlikte sonlandıracağız. İnsan Hakları Anıtı önündeki bu buluşmalar daha da büyümeli. Özellikle gençlere çağrı yapıyorum; her Cumartesi burada sürdürülen bu nöbete katılın, öncülük edin” dedi.
‘Geçmişle yüzleşmek barışın şartı’
Amed Barosu Başkanı Abdülkadir Güleç ise, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulmasının ardından 2002 yılından bu yana 70 dosyanın incelendiğini belirterek başsavcı ile görüştüklerini, önümüzdeki hafta Cumhuriyet Başsavcı Vekili ile de görüşeceklerini söyledi. Abdulkadir Güleç, “Kalıcı barışın yolu geçmişle yüzleşmekten geçer” ifadelerini kullandı.
‘Kemiklerimiz nerede?’
Barış Annesi Mürüvet Demir de konuşmasında, “100 yıl geçse de kemikler bulunana ve failler cezalandırılana kadar kayıp yakınlarının yanında olacağız. Geçmiş bizim aynamızdır; her gün ona bakıp ‘kemiklerimiz nerede?’ diye sormalıyız. Barış gelene kadar mücadeleyi bırakmayacağız. Yarın saat 13.00’te cezaevi önünde açıklamamız olacak, herkesi bekliyoruz” dedi.
Kayıp yakınları da yaptıkları konuşmalarda, faillerin cezalandırılması ve kayıpların bulunması çağrısını yineleyerek, “Geçmişle yüzleşilsin, kemiklerimizi istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Mehmetcan Ayşin’in akıbeti 32 yıldır bilinmiyor
İHD Şube Eşbaşkanı Suzan Mehmetoğlu, 7 Mayıs 1994’te Amed’in Licê ilçesine bağlı Mizag köyünde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mehmetcan Ayşin’in akıbetini hatırlattı.
Suzan Mehmetoğlu, 5 Mayıs 1994’te köye askerler tarafından baskın düzenlendiğini, köyde bulunan 53 erkeğin gözaltına alındığını belirtti. Gözaltına alınanlardan 49’u ertesi gün serbest bırakılırken, aradan geçen 6 günün ardından Mehmetcan Ayşin dışındaki 3 kişi daha serbest bırakıldı. Aileye, Ayşin’in savcılığa sevk edilip serbest bırakılacağı söylendi; ancak ne savcılığa çıkarıldı ne de serbest bırakıldı.
Ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. DGM’ye yapılan başvuru işleme alınmadan geri çevrildi, OHAL Valiliği ise aileyi Lice Asayiş Komutanlığı’na yönlendirdi. Komutanlık ise söz konusu tarihte operasyon yapılmadığını ve Mehmetcan Ayşin’in gözaltına alınmadığını ileri sürdü. Mehmetcan Ayşin’den 7 Mayıs 1994’ten bu yana haber alınamıyor.
Eylem, yapılan basın açıklamasının ardından gerçekleştirilen oturma eylemiyle sona erdi.
Êlih
Êlih'teki eylem 736’ncı haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde devam etti. Bu haftaki eylemde, 2 Mayıs 1994'te Şirnex’in Keldanî köyü olan Mehrî'ye giderken gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Zeki Diril ve kuzeni İlyas Diril’in akıbeti soruldu.
İHD Êlih Şube Eşbaşkanı Melek Atalay, İlyas ve Zeki Diril’in kaybedilme hikayesini okudu: "Diril ailesi köyleri askerler tarafından yakılınca 1990’lı yıllarda İstanbul’a göç ettiler. İstanbul’da büyük zorluklar yaşayan aile, 1993 yılında köylerine geri döndü ve yakılan evlerini yeniden yaptı. Bir kuyumcu imalathanesinde çalışan 16 yaşındaki Zeki Diril ve 12 yaşında olan kuzeni İlyas Diril İstanbul’da kaldı. Burada bir süre çalışarak para biriktirdiler. Biriktirdikleri paraları yanlarına alarak evlerine gitmek için Şırnak’a doğru yola çıktılar. 2 Mayıs 1994 tarihinde henüz evlerine ulaşamadan askeri kontrol noktasında gözaltına alınarak Uzun Geçit Jandarma Karakolu’na götürüldüler. Karakolda nezaret ve emniyet odası defterine 11 Mayıs 1994 tarih ve 18-19 sıra numarası ile kaydedildiler. 14 Mayıs 1994 tarihinde Uludere Jandarma Karakolu’na sevk edilen iki çocuk, bir tutanakla Uludere İlçe Jandarma Komutanı Bülent Serdengeçti’ye teslim edildiler. Çocuklarının gözaltına alındığını öğrenen aileleri savcılığa başvurdular. Uludere Jandarma Komutanı Bülent Serdengeçti, İlyas’ın yaşı küçük olduğu için hemen serbest bırakıldığını, 193 sıra numarası ile gözaltı kaydı yapılan 16 yaşındaki Zeki’nin de ifadesi alındıktan sonra aynı gün akşama doğru serbest bırakıldığını iddia etti.
1995 yılında Zeki ve İlyas’ı gözaltında gördüğünü söyleyen ve Uludere Cezaevi’nde tutuklu bulunan K.Y. isimli kişi, Zeki’nin babasına ‘Çocuklarınızı bir sabah erkenden karakoldan çıkardılar. Çok ağır işkence görmüşlerdi. Sonra bir askerden onların helikoptere bindirilip, bir yerde atıldığını duyduk' dedi. Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada görevsizlik kararı verilerek dosya Şırnak’a gönderildi. Şırnak Cumhuriyet Başsavcısı Ayhan Aygün, 28 Temmuz 1998 tarihinde, Adalet Bakanlığı’ndan Uludere Jandarma Komutanı hakkında cezai soruşturma başlatma izni istedi. Ancak Adalet Bakanlığı soruşturma izni vermedi. Cumhuriyet savcısının talep etmesine rağmen İlyas ve Zeki Diril’in kaybedilmesinden sorumlu olanların tespit edilebilmesi amacıyla hiçbir cezai dava başlatılmadı. Soruşturma takipsizlik kararı ile kapatıldı."
Colomêrg
İHD Colemêrg Şubesi, Gever ilçesindeki Sanat Sokağı'nda açıklama yaptı. 226’ncı haftaya giren eylemde, 2 Mayıs 2019’da Gever’de üs bölgesinde açılan ateş sonucu yaşamını yitiren Sertip Şen için adalet talep edildi. Eylemde kaybettirilenlerin fotoğrafları taşındı.
İHD Colemêrg Şube Eşbaşkanı Ozan Akbaş, Sertip Şen’in Onbaşılar köyü Çobanpınar mezrasında koyunlarını otlatırken üs bölgesinden açılan ateş sonucu ağır yaralandığını, ambulansın olay yerine ulaşmasının da jandarma tarafından engellendiğini ifade etti. Akbaş, olayla ilgili yürütülen soruşturmanın cezasızlık politikasıyla sonuçlandığı belirtilerek, uzman çavuş Murat Toprak’a verilen 1 yıl 8 aylık cezanın "kabul edilemez" olduğu kaydetti.
İzmir
İHD İzmir Şubesi, Konak Eski Sümerbank önünde "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" talebiyle iki haftada bir yaptığı oturma eylemini sürdürdü. İHD İzmir Şube yöneticilerinden Nazlı Turan, "Geçmişte yaşanan insanlığa karşı suçlarla yüzleşmeden, adalet sağlanmadan Türkiye demokratikleşemez" dedi.
Nazlı Turan, 3'ü çocuk 7 sivil ve bir uzman çavuşun yaşamını yitirdiği Kerboran JİTEM Davası'nın cezasızlıkla sonuçlandığına işaret etti. Nazlı Turan, "29 Ekim-8 Kasım 1995 tarihleri arasında Mardin/Dargeçit'te ağır silahlı askerler ve korucular tarafından yapılan ev baskınlarında dört çocuk, iki lise öğrencisi ve iki kadının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Dargeçit Jandarma Taburuna götürüldü. Gözaltında tutulanlardan bazıları bir süre sonra serbest bırakıldı. Ancak 12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun ve 57 yaşındaki Süleyman Seyhan’dan bir daha haber alınamadı" diye belirtti.
Yapılan başvurular üzerine 29 Mayıs 2009'da kayıpların gözaltında öldürüldüğü ve kuyulara gömüldüğünün ortaya çıktığını belirten Nazlı Turan, "Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 7 Dargeçitli’nin ve Uzman Çavuş Bilal Batırır’ın nasıl ve kimler tarafından kaybedildikleri tüm detaylarıyla mahkeme kayıtlarına geçti. Dava dosyasında sanıkların sorumluluğuna işaret eden birbirleriyle tutarlı çok sayıda tanık beyanı ve bu beyanları destekleyen deliller yer aldı. Tüm bunlara rağmen mahkeme, 4 Temmuz 2022 tarihinde 'somut, kesin, inandırıcı delil elde edilemediğinden' diyerek 18 sanığın beraatine karar verdi. Karara karşı Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’ne yapılan istinaf talebi 7 Mayıs 2024 tarihinde reddedildi. Bunun üzerine Yargıtay’a temyiz başvurusu yapıldı. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, 11 Mart 2026 tarihinde zamanaşımı kararı verdi. Bir kez daha insanlığa karşı işlenmiş bir suç cezasızlıkla sonuçlandı" ifadelerini kullandı.