Wanlı kadınlar: Emeğimizin karşılığını alamıyoruz
Ekonomik krizin derinleştiğine dikkat çeken Wanlı kadınlar, geçim sıkıntısının giderek arttığını belirterek iktidarı eleştirdi. Kadınlar, “Halkın parasını kendi ceplerine koyuyorlar” diyerek sistemin ve zihniyetin değişmesi gerektiğini vurguladı.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Wan - Türkiye ve Kürdistan’da etkisini her geçen gün daha fazla hissettiren ekonomik kriz, halkın yaşam koşullarını ağırlaştırıyor. Temel gıda ürünlerine erişimin dahi zorlaştığı bu süreçte, dışarıda bir etkinliğe katılmak lüks haline gelirken en temel ihtiyaçları karşılamak da giderek güçleşiyor. TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 verilerine göre, dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcamasını ifade eden açlık sınırı 37 bin 801 TL’ye, gıda ve diğer zorunlu harcamaları kapsayan yoksulluk sınırı 123 bin 130 TL’ye yükseldi. Tek yaşayan bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 48 bin 885 TL olarak hesaplandı. Buna karşılık 2026 yılı net asgari ücreti 28 bin 75 TL’de kaldı. Açlık sınırının dahi altında kalan asgari ücret, geçim sıkıntısının boyutunu ortaya koyuyor.
Ekonomik krizin yükü kadınların omuzlarında
Ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimler arasında kadınlar ve çocuklar yer alıyor. Evin geçimini sağlama ve bütçeyi denkleştirme sorumluluğu çoğu zaman kadınların omuzlarına yüklenirken kadınlar, pazarlarda daha ucuz ürünler arayarak sofraya yemek koymaya çalışıyor. Yoksulluk, çocukların eğitim ve oyun çağında çalışmak zorunda kalmasına da yol açıyor. Çocuk işçiliği ve iş cinayetleri, ekonomik koşulların yarattığı ağır sonuçlar arasında yer alıyor. Geçim sıkıntısının ev içindeki baskıyı artırması da kadınların yaşamını zorlaştırıyor.
Ekonomik krize ilişkin mikrofon uzattığımız kadın çalışanlar, emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirtirken yaşadıkları sorunların sorumlusu olarak iktidarı gösterdi.
‘Kimse emeğinin karşılığını alamıyor’

Mağazada çalışan İlayda Kutlu, fiyatların yüksekliğine dikkat çekerek, “Her şey çok pahalı. İnsanlar ihtiyaçlarını dahi alamıyor. Herkesin eşit haklara sahip olması lazım. Devletin ihtiyacı olanlara yardım etmesi gerekiyor. Ben mağazada çalışıyorum, görüyorum; müşteriler geliyor, çoğu zaman sadece bakıp gidiyorlar” dedi.

Geçinemediğini belirten Fatma Sayın da asgari ücretle çalışanların yaşamlarını sürdürmekte zorlandığını ifade etti. Fatma Sayın, “Asgari ücretle çalışan kimse geçinemiyor. Bugün herkes birden fazla kredi kartı kullanmak zorunda kalıyor. Herkes çok zor durumda. Bir kadın olarak hiçbir ihtiyacımı tam olarak karşılayamıyorum. Kadınların ayakta durması için çalışması lazım ama çalışınca da kazandığı kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Ben de mağazada çalışıyorum ama emeğimin karşılığını alamıyorum. Bugün çalışan kimse verdiği emeğin karşılığını alamıyor. Devlet hiçbir konuda destek olmadığı için ümidimizi oradan kestik. Ekonomik sorunu yaratan devlet” diye konuştu.
‘Güvencemiz yok’

Geçinebilmek için çalışmak zorunda olduğunu belirten Semanur Beyaztaş, güvencesiz çalışma koşullarına ve işe gidip gelirken yaşadığı korkuya dikkat çekti. Semanur Beyaztaş, şunları söyledi:
“Evde ben dahil üç kişi çalışıyoruz ama yine de geçinemiyoruz. Elimizden geldiğince çalışıp bir şeyler kazanmaya gayret ediyoruz. Bu ekonomide geçinebilmek çok zor. Güvencemiz yok. Evim çalıştığım yere uzak. Gidip gelirken korkuyorum. Ama ekonomi ortada, geçinemiyoruz ve çalışmak zorundayım. Günlük ücretle çalışıyorum ve geldiği gibi gidiyor. Kişisel ihtiyaçlarımı istediğim ölçüde karşılayamıyorum. Hangisi ucuzsa onu alıyorum. İstediğim çoğu şeyi alamıyorum. Devlet biraz destek olsa insanlar biraz rahatlar. İnsanlar eşit ücretle çalışmalı. Ekonomi herkese aynı ama herkes aynı ücreti almıyor.”
‘Ek iş yapıyoruz’

Kozmetik ve iç giyim dükkanı işleten Hanife Güzel, ekonomik krizin küçük esnafı da zor durumda bıraktığını söyledi. Pazarda esnafın her geçen gün daha fazla güçlük çektiğini belirten Hanife Güzel, kira ve faturaların yanı sıra zaman zaman hiç satış yapamamanın da kendilerini çıkmaza sürüklediğini anlattı.
Hanife Güzel, “Büyük Halk Pazarı’nda sadece iki tane kadın esnaf var. Bu süreç artık hepimizi çok zorluyor. Kiraları yükseltiyorlar, elektrik, doğal gaz giderleri çok yüksek. Ancak kendimizi geçindirebiliyoruz. Bazen siftah yapamadığımız günler oluyor. Bu korkunç bir hal aldı artık. Son demlerimiz diyebilirim. Ben geçinemiyorum, ek iş yapıyorum. Pazarda terzilik yapan bir kadın var. Sabahları bir hastaya bakıyor, öğleden sonra gelip burada terzilik yapıyor” dedi.
‘Geçinmek için neden yandaş olmak zorundayım?’
Ekonomik sorunların temelinde iktidarın politikalarının bulunduğunu savunan Hanife Güzel, iktidara yakın olanlarla olmayanlar arasında ekonomik açıdan büyük bir eşitsizlik yaşandığını ifade etti. Hanife Güzel, şunları dile getirdi:
“Hırsızlık yapa yapa insanları bitirdiler. Onların cepleri doluyken halkın cebi bomboş. Onlardan taraf olanlar hep zengin, her şeyleri var; onlardan taraf olan esnaf da zengin. Ama onlardan taraf olmayan kim varsa perişan halde. Bir kadın olarak ekonominin hali beni her açıdan etkiliyor. Maddi olarak bitmiş durumdayız. Evimiz, dükkanımız kira, çocuklarımıza bakamıyoruz. Geçinebilmek için illaki iktidardan yana olmamız gerekiyor. Bu süreçte geçinebilmek için niye onlardan yana olmak zorunda kalayım, niye onlara selam vermek zorunda olayım? Çok bir şey istemiyoruz. Herkes düşünce ve siyasi partisini seçme özgürlüğüne sahiptir. Ama baktığımız zaman Türkiye’de hiçbir noktada özgürlük söz konusu değil. Kadınlar olarak özgür değiliz; eğer ekonomimizi elde edemezsek tamamen bitik hale düşeceğiz.”
Hanife Güzel, yakın zamanda dükkanına gelen iki genç kadın müşterinin kendisine çalıştıkları yerle ilgili söylediklerinin kendisini derinden üzdüğünü belirtti. Hanife Güzel, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“En fazla 22, hatta belki daha küçük yaşlarda iki kız geldi dükkana. Aldıkları şeyleri görünce bana ‘Mekanda çalışıyoruz, yapabileceğimiz başka hiçbir iş yok’ dediler. Evladım yaşında kızlar, oturup ağladım. Bunlar çok üzücü. Buradan bakınca da görülen o ki ekonominin en çok zorladığı kesim kadınlar ve çocuklar. Bazen müşteriler ‘Niye bu kadar pahalı?’ diyor. Bana sormasınlar. Her şeye zam geliyor. İnsanlar zamları görünce bizimle kavga ediyorlar. Ama sorulması gereken ya da kavga edilmesi gereken biz değiliz.”
‘Çalmazlarsa olan para herkese yeter’

Terzilik yapan Gülsüm Uca da gün boyunca çalışarak kazandığı paranın temel ihtiyaçlara yetmediğini belirtti. Gıda fiyatlarının yüksekliğine dikkat çeken Gülsüm Uca, “Sabahtan akşama kadar burada çalışıp bir şeyler kazanıyoruz. Eve giderken bir markete girdiğimiz gibi ne kazandıysak orada bırakıyoruz. Market şart değil, iki adım öteye gittiğimizde de kazandığımız gidiyor. Her şey çok pahalı, hiçbir şey alınamıyor. Ulaşımdan gıdaya kadar her şey ateş pahası. Kasaplara gidin bakın, kimse et alamıyor, herkes kemik alıyor. Bu kadar hırsızlık yapılmasa sorun çözülür. Geçmişten bugüne kadar bütün dönemleri düşünün, hiçbir dönemde şimdi olduğu kadar hırsızlık yapılmadı. Koltuklarında oturup halkın kasasına koyduğu parayı alıp ceplerine koyuyorlar. Çalmazlarsa olan para herkese yeter. Halk sabahtan akşama kadar çalışıyor, ne kazandığı belli bile değil” ifadelerini kullandı.
‘Sistem değişmeden düzelmez’
Emeklerinin karşılığını alamadıklarını ve toplumda derin bir adaletsizlik yaşandığını belirten Gülsüm Uca, mevcut sistemin değişmesi gerektiğini söyledi. Gülsüm Uca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sistem ve zihniyet değişmeden düzelmez. Gelen gidenden daha kötü hale getiriyor durumu. Diyanetten tut, ne kadar vakıf varsa hepsi halktan çalıyor. Eğitim ve sağlık için de durum aynı. Düşünün, bir evde üç kişi çalışıyor, yine de geçinemiyorlar. Wan’da kiralar 25 binden başlıyor. Bir de öğrencin varsa nasıl geçineceksin? Halkı bu kadar sömürmeseler bu memleketin parası yeter, artar hatta. Bazı müşteriler geliyor, bakıyorum getirdikleri kumaş yırtık; kimi de gelip vazgeçiyor, aşağıda görüyor. Durum bu: Birinin durumu çok çok iyi, birinin hiç yok. Ortası yok.”