Elma kokusuna karışan emek ve yoksulluk
Pîranşar’da elma hasadında çalışan mevsimlik kadın işçiler, düşük ücretler, geciken ödemeler ve güvencesiz çalışma koşullarıyla mücadele ediyor. Kadınlar, artan yaşam maliyetleri karşısında geçimlerini sağlayabilmek için ağır koşullarda çalışıyor.
NAVA KERİMİYAN
Urmiye - Urmiye’nin Pîranşar ilçesinde sabah 04.00’te, sonbaharın iliklere işleyen soğuğunda eski minibüsler, mevsimlik işçileri bahçelere götürmek üzere yol kenarlarında sıralanıyor. İki saat sonra güneşin yükselmesiyle elmanın buruk ve tatlı kokusu, gece çiyiyle ıslanmış toprağın kokusuna karışıyor. Uzun ağaç sıraları arasında kadınlar, kış gelmeden hasadı tamamlamak için kırmızı ve yeşil plastik kovalarla dallara tırmanıyor.
Birkaç hektarlık bu bahçelerde çalışan mevsimlik işçilerin ne haklarını savunacak bir sendikası ne de ücret ve sigorta güvencesi sağlayan bir yasal koruması bulunuyor. Çalışma koşulları, ustabaşıyla yapılan sözlü anlaşmalara göre belirlenirken kadınların tek güvencesi emekleri oluyor. Saat 11.00’de, sıcak çay içip soluklanmak için ağaçlara yaslanan kadınlar 15 dakikalık molaya çıkıyor. Grubun en yaşlı üyesi Fatıma anne, yıllarca süren ağır çalışmanın izlerini taşıyan nasırlı elleriyle çayını yudumluyor.
Alacakları ücretin belirsizliğini anlatan Fatıma anne, “Ne kadar alacağımı bilmiyorum. Yaz başından beri henüz elime para geçmedi. Bazıları avans aldı ama hesaplaşmanın ne zaman yapılacağı belli değil” diyor.

Ücretler artan enflasyon karşısında hızla eriyor
Denetleyici kurumların yokluğunda işçilerin mali durumu aracılara bağlı. Bahçe sahibi günlük çalışma için yaklaşık 2 milyon 500 bin tümen ödüyor. Ancak ustabaşının payı ve yan masraflar düşüldüğünde gecikmeli olarak kadınların eline geçen miktar 2 milyon tümene yaklaşıyor. Bu para, giderek artan enflasyon karşısında hızla eriyor.
Amina da bu bahçede çalışan işçilerden biri. Mevsimler değiştikçe yalnızca yaptığı iş değişiyor, iş yükü ise aynı kalıyor. Ellerinde dalların açtığı irili ufaklı çizikler var. Amina, “Elma toplamak kolay değil, ellerimin tamamı yara oldu. Yıllardır belimi doğrultamadım; ya halı dokuyorum ya meyve kurutuyorum, yada turşu kuruyorum. İlkbaharın başından beri sürekli bir bahçeden diğerine gidiyorum. Böyle çalışmazsak bu pahalılıkta geçimimizi sağlayamayız” sözlerine dikkat çekiyor.

Dayanışma örnekleri
Hayatta kalmak için verilen bu bitmek bilmeyen mücadelenin ortasında, derin dayanışma örnekleri hala görülüyor. Azîme Xatun’un bu bahçede bulunmasının farklı bir nedeni var. Azîme Xatun, ücret kazanmak için değil, Kürtlerin köklü ve güzel geleneklerinden biri olan yardımlaşmayı ve dayanışmayı yerine getirmek için bahçeye gelmiş. Azîme Xatun, “Bahçe sahibi evimin boyanmasında bana yardım etmişti. O günlerde eşim yeni vefat etmişti ve maddi durumum kötüydü. Eskiden beri birbirimize sahip çıkma geleneği vardı. Bu kötü ekonomik koşullarda ben de işçi için daha az para ödesin diye geldim. Akşam eve gidince kendi işlerimi de yapıyorum” ifadelerinde bulunuyor.

Bahçenin başka bir köşesinde Glawîj, yerde oturmuş, elmaları satış için özenle sınıflandırıyor. Glawîj, , mevsimlik işçi değil, bahçe sahibinin kızı. Babasının ölümünden sonra temel sorumluluğu erkek kardeşleri üstlenmiş. Ancak kız kardeşler, satıştan daha az pay almalarına rağmen hasattan satışa kadar bütün aşamalarda işçilerle omuz omuza çalışmaya devam ediyor. Glawîj, yarısı dolu kasalara bakarak, “Bu yıl elma pazarı iyi değil. Maliyetler yüksek, bu nedenle bu yıl daha az işçi de işe alındı” diye belirtiyor.
Beş dakikalık mola sona eriyor. Boş çay bardakları plastik sepete konuluyor ve kadınlar yeniden ağaçlara yöneliyor. Bahçenin ağır sessizliğinde yalnızca elmaların kovalara düşme sesi duyuluyor. Bu ses, ekonominin kıyısında, yasal korumadan uzak bir şekilde enflasyonun ve geleneklerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan kadınların sesi. Kadınlar, yarınlarının bugünden biraz daha adil olması umuduyla çalışıyor.

Akşam yaklaşırken elma ağaçlarının gölgeleri bahçenin toprağına doğru uzuyor. Ürünlerle dolu kasalar birer birer araçlara yükleniyor. Ellerinde hala elmanın buruk kokusu ve toprağın izi bulunan kadınlar, yorgun bir şekilde minibüslere geri dönüyor. Bu bitmeyen çalışma döngüsünde bahçelerde geriye, her biri egemen yapıların, kültürün ve geleneklerin bir yansıması olan kadınların hikayesi kalıyor.