Taiz’de kuraklık ve çatışma ortamı kadınların çalışma yaşamını etkiledi

Taiz’de kuraklık ve yıllardır süren çatışma, tarımı durma noktasına getirirken, bu zor koşullar altından kadınlar, geçimlerini sağlayabilmek için her sabah uzun ve tehlikeli yollar katederek sebze bulmaya çalışıyor.

RANİA ABDULLAH

Yemen – Yemen'in güneybatısındaki Taiz şehrinde her sabah bir grup kadın, merkezi sebze pazarına doğru yola çıkıyor. Taşıyabildikleri sebzeleri alan kadınlar, yaprak ve dal yığınlarının arasında oturup kendileri ve çocukları için bir nebze olsun güvenlik arıyorlar. Bu, yorucu bir günlük yolculuk, ancak hayatta kalmalarının tek yolu. Yıllardır, merkezi pazarda sebze satıcısı olan Jawahir Ali ve meslektaşları, şehir merkezine 5 kilometre uzaklıktaki Wadi al-Dhabab’dan ürün getiriyorlardı. Vadi bir zamanlar Taiz’in tarımsal kalbi ve önemli bir sebze kaynağıydı, ancak bu manzara tamamen değişti. İklim etkileri durumu tersine çevirdi. Bir zamanlar ürünlerle dolu olan vadi, şimdi çorak ve kuru bir hale geldi. Bu da satıcıları, sebzeleri şehrin dışından getirmeye zorladı. Yüksek ulaşım maliyetleri ve 12 yıllık çatışma nedeniyle şehrin sürekli kuşatılması, bu maliyetli seçeneği daha da zorlaştırdı.

Kadınlar için hayatta kalma mücadelesi

Sebze satarak gelir elde ettiklerini belirten Jawaher Ali, “Kazandığımız para, ailemin ihtiyaç duyduğu ilaçlara yetmiyor. Eskiden aldığımız çiftliklerde bu yıl ürün olmadığı için artık uzak bölgelerden sebze getirmek zorunda kalıyoruz” diye belirtti.

Sebze satıcısı ve ailesinin geçimini bu işten sağlayan Amira Ali ise, basit ticaretin nasıl zarar eden bir işe dönüştüğünü anlatarak, “Eskiden Al-Dhabab Çiftliği'nden sebze alırdık ve fiyatı makuldü. Şimdi, yağmurun olmaması ve kuyuların kuruması nedeniyle çiftçiler ekimi bıraktı. Uzak bölgelerden sebze getirmek zorunda kalıyoruz, bu da bize ek nakliye maliyeti getiriyor. Abluka ile birlikte ücretler iki katına çıktı ve daha da fazla kaybediyoruz. Hatta vergi toplama noktaları bile şehre giren sebzeler için ücret alıyor ve sonunda masraflarımızı karşılayacak kadar bile paramız kalmıyor” ifadelerinde bulundu.

Su krizi ve çatışma iç içe

Bu tanıklıkların ardında, pazarın ötesine uzanan karmaşık bir kriz yatıyor. Dünya Bankası'nın 2023 tarihli “Mevcut Değerlendirme: Yemen'de Su Güvenliğinin Teşhisi” başlıklı çalışması, Taiz’i doğal kıtlık ile silahlı çatışmanın kesiştiği çarpıcı bir örnek olarak gösteriyor. Savaştan önce bile, kırsal çatışmaların yüzde 70 ila yüzde 80'inin nedeni su kaynaklarına erişimdi. Ancak Taiz’deki durum, El-Haymah kuyularının kuruması, kuyu sahipleri arasındaki rekabetin artması ve Vadi Hadhir’deki yerel toplulukların su haklarını şehre devretmeyi reddetmesiyle daha da karmaşık hale geldi. Bunun sonucu olarak, resmi su şebekesinin çökmesi nedeniyle, sakinler özel tankerlerden fahiş fiyatlarla su satın almak zorunda kaldılar.

İklim değişikliği tarımı çökertiyor

Bu gelişmeler, Yemen’in iklim değişikliğinin etkilerine karşı bölgedeki en savunmasız ülke olarak sıralanmasıyla (küresel olarak 27. sırada) aynı döneme denk geliyor. Yaklaşık 0,8 santigrat derecelik sıcaklık artışı, buharlaşmanın artmasına ve kullanılabilir su miktarının azalmasına yol açarken, daha uzun kuraklıklar ve daha şiddetli seller beklentisi, çiftçilerin yaklaşık yüzde 70'ini topraklarını terk etmeye zorlayabilir. Ayrıca, yeraltı sularının tükenmesi endişe verici bir hızla devam ediyor. Kat ekimi, toplam su çekiminin yüzde 32’sini tüketirken, 100 binden fazla ruhsatsız kuyu ve yaygın olarak kullanılan güneş enerjili pompalar, durumu daha da kötüleştiriyor.

Tarımsal çöküş ve kuruyan kuyular

Kurak tarlaların ortasında, çiftçi Dalia Muhammed, Vadi El-Dhabab’daki tarımsal çöküşü anlatarak, “Sebze ve meyve mahsullerinin yokluğunun en önemli nedenlerinden biri, iklim değişikliği, yağmur mevsimindeki aksamalar ve alışılmadık tarım zararlılarının ortaya çıkmasıdır. Ama en büyük sorun, Taiz’in batısındaki vadideki yeraltı su rezervinin kurumasıdır. Bu rezerv aslında sadece bir yedek su kaynağı olarak tasarlanmıştı. Ancak Husi kontrolü nedeniyle şehrin doğusundaki su kaynakları artık hizmet veremediği için, çatışmanın başından itibaren bu rezerv, birincil su kaynağımız haline geldi" dedi.

Dalia Muhammed, çatışma yıllarında, şehir su ihtiyacını karşılamak için büyük ölçüde Vadi El-Dhabab kuyularına bağımlı hale geldiklerini ve bu durumun nüfus artışıyla da örtüştüğünü dile getirdi. Dalia Muhammed, "Bu, benzeri görülmemiş seviyelerde su çekimine yol açtı. Su çekim süreci, herhangi bir kısıtlama veya tasarruf olmaksızın, günün her saati devam etti. Bu da çok sayıda kuyunun kurumasına neden oldu. Çiftçilere ait yaklaşık 25 kuyu tamamen çalışmayı durdurdu. Sonuç olarak, tarım neredeyse tamamen durdu, çoğu çiftlik kurudu ve şimdi çölleşme tehdidi altında" sözlerine dikkat çekti.

Kadınların geçim kaynakları yok oluyor

“Bu çöküş, bizim gelir kaynağımızı ortadan kaldırmakla kalmadı, Taiz’i geçim kaynağı olan tahıl ambarından da mahrum bıraktı” diyerek sözlerine devam eden Dalia Muhammed, “Çiftliklerimiz eskiden ürünlerini diğer şehirlere bile ihraç ediyordu. Kadınlar, bu yıl ailelerini geçindiren tek gelir kaynağı olan tarımdan mahrum kaldı. Ne yazık ki kriz, denetimsiz kuyu sondajlarının devam etmesiyle daha da kötüleşiyor. Yetkililer genellikle sadece yeni kuyular açmakla yetiniyor; herhangi bir denetim veya düzenleme yok ve bu yüzden yeraltı su kaynakları hızla tükeniyor” diye ekledi.

Çözüm çağrısı

Yetkililerin hızla çözüm bulması gerektiğini aktaran Dalia Muhammed, “Eğer yetkililer hızla gerçek çözümler bulamazsa, herkes iki kat sorunla karşı karşıya kalacak. Dünya Bankası, hareketsizliğin maliyetinin GSYİH’nin yüzde 15’ine ulaşabileceğini söylüyor ve yağmur suyu toplama sistemlerine yatırım yapılmasını, deniz suyu arıtma tesisleri kurulmasını ve kontrolsüz sondajı engellemek için uzaktan algılama teknolojilerinin kullanılmasını öneriyor. Sis Vadisi’ndeki kuraklık sadece bir iklim krizi değil, tüm şehrin kaynaklarını kaybetmesine ve kadınların her sabah artık topraktan gelmeyen besinleri aramak zorunda kalmasına yol açıyor” diye kaydetti.