Xuşinan Ulya köyünde leyleklerle iç içe yaşam
Xuşinan Ulya köyü, her göç mevsiminin ardından kadim yuvalarına dönen onlarca leyleğe ev sahipliği yapıyor. Leyleklerin köydeki varlığı, insanlarla doğanın barış içinde bir arada yaşayabileceğini gösteriyor.
SARA POURKHAZR
Kirmaşan – Dünyanın dört bir yanında doğa ile kentsel gelişim arasında sessiz bir mücadele yaşanıyor. İnsanların her geçen gün daha fazla toprağı ve yaşam alanını ele geçirmesiyle hayvanlar, ağaçlar ve diğer canlılar yaşam alanlarından geri çekilmek zorunda kalıyor. İnsanın ayak bastığı her yerde kuşların ezgisi susuyor, yaban hayatının yaşam alanları giderek daralıyor. Ancak bu tabloya rağmen Kirmaşan eyaletinin kalbinde, doğanın varlığını sürdürmekten vazgeçmediği bir köy bulunuyor. Bu köyde leylekler yuvalarını ağaçlara değil, elektrik direklerine ve insan yapımı yapıların üzerine kuruyor. Hiçbir korku duymadan bu topraklardaki varlıklarını sürdüren leylekler, dünyanın yalnızca insanlara ait olmadığını, yaban hayatının da bu büyük yuvada kendine ait bir yeri olduğunu hatırlatıyor.
İnsanlar ve leylekler aynı köyü paylaşıyor
Kirmaşan kentinin 32 kilometre uzağında bulunan Xuşinan Ulya köyü, burayı güvenli bir sığınağa dönüştüren onlarca leyleğe ev sahipliği yapıyor. Bu kuşlar, her mevsimsel göçün ardından yeniden kadim yuvalarına dönerek yaşam döngüsünün insan ile doğanın barışçıl birlikteliğiyle iç içe geçmesini sağlıyor. Şaşırtıcı olan ise köy halkının bu kanatlı misafirlere yaklaşımı. Köylüler onların varlığını değerli buluyor; bazıları leylekleri kutsal canlılar olarak görüyor, bazıları ise varlıklarını köy için hayır, bereket ve gelişmenin kaynağı olarak değerlendiriyor. Köyün çocukları da her gün bu kuşları ve görkemli yuvalarını seyrediyor.
Kuşlara duyulan saygının tarihsel kökleri
Peki, insanın geleneksel olarak doğayla çatıştığı bir dünyada bu köyde hiç kimse neden bu kuşlara zarar vermiyor ya da onları avlamıyor? Bunun yanıtını yerel inançların derin katmanlarında ve tarihsel köklerinde aramak gerekiyor. Hayvanlara saygı, bu bölgenin kültüründe ve coğrafyasında kadim bir geçmişe sahip. Bu inançların kökenini araştırdığımızda, Antik Mezopotamya’dan günümüze ulaşan belge ve tabletlerde de kuşların sıradan bir canlının ötesinde bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Kuşlar tanrıların yanında yer alıyor, tanrıların simgesi ve tezahürü olarak kabul ediliyor, hatta kimi zaman tanrıların kendileri kuş biçiminde ortaya çıkıyordu.
Örneğin güvercin, aşk ve bereket tanrıçası İştar’ın cisimleşmiş hali ve simgesiydi. Asur’daki İştar Tapınağı da dahil olmak üzere arkeolojik kazılarda kurşundan yapılmış güvercin heykelleri dahi bulundu. Kuşlar ile kutsallık arasındaki bu kadim bağ, adeta farkında olmadan bölge halkının kültürüne işlemiş ve bugün Xuşinan Ulya halkının leyleklerle kurduğu barışçıl ve saygılı birliktelikte kendini gösteriyor. Bu köklü gelenek, insan doğayı koruyan kadim bakış açısının köklerine ne kadar yakın olursa ekosisteme karşı şefkatin de o kadar güçleneceğini hatırlatıyor.
‘Kabartmaların çoğunda kuş izlerine rastlanıyor’
Arkeoloji bölümü öğrencisi Meryem M., “Dünyanın hemen hemen bütün antik mitolojilerinde kuşlar, insanlarla birlikte değerli bir yere sahip olmuştur. Örneğin bizim kültürümüzde Şirdal vardır, Ehrimen gibi sembollerde kanat figürü görülür ve kaya kabartmalarının çoğunda kuş izlerine rastlanır. Bu durum, geçmişte insanın doğayla barış içinde yaşadığını ve doğaya ait her simgeye saygı duyup değer verdiğini gösteriyor” dedi.
Doğa kendi yaşam alanını geri alıyor
Kirmaşan’daki Xuşinan köyü halkının leyleklere duyduğu saygı ve bu kuşları kutsal kabul etmesi, kadim inançlara dayanıyor. Köylüler, bu inançların nereden geldiğini tam olarak bilmeseler de onları kuşaktan kuşağa aktararak gelecek nesillere taşıyor. Leyleklerin yuvalarına, bu yuvalar evlerinin hemen yanında bulunsa bile saygı gösterilmesi gerektiğine inanıyorlar. Köydeki leylek yuvalarının yapısında plastik ve naylon gibi insan yapımı malzemelere rastlansa da gerçek değişmiyor: Doğayı sanayinin hizmetine sunan bir düzenin egemenliğine rağmen kuşlar, ağaçların kökleri ve ormanların en küçük yosunları bile yeryüzünün asıl sahipleri arasında yer alıyor.
Beton bir direğin tepesindeki kuş yuvası ya da kaldırım taşlarının arasından çıkan bir filiz, doğanın yaşam alanını kapitalist dünyadan yavaş yavaş geri alacağının kanıtıdır. Xuşinan köyünün leylekleri gibi diğer kuşlar da bir gün yeniden ağaçların ve kentlerin yüksek noktalarında yuvalarını kuracak, kanatlarını açarak zaferle uçacak.