‘Akbelen’de vahşi bir kıyım hepimizi bekliyor’

Danıştay 6. Dairesi, Akbelen’deki 679 parsel için açılan acele kamulaştırma davalarını reddetti. İkizköylülerin avukatı İpek Sarıca, mahkemenin şirketin parayla hazırlattığı raporu esas aldığını söyledi.

ELİF AKGÜL

İstanbul- Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla genişletilmek istenen maden sahası nedeniyle uzun süredir mücadele alanı. İkizköylüler, ormanlarını, zeytinliklerini, su kaynaklarını ve yaşam alanlarını korumak için 2019’dan bu yana direnişlerini sürdürüyor. Limak ve İçtaş ortaklığındaki YK Enerji’nin kömür madeni sahasını genişletme planına karşı yürütülen mücadele, doğanın korunmasının yanı sıra köylülerin yaşamlarını savunma mücadelesi olarak da öne çıkıyor. Son olarak Akbelen çevresindeki 679 parsel için yapılan acele kamulaştırmaya karşı açılan davaların Danıştay 6. Dairesi tarafından reddedilmesi, bölgedeki direnişi yeniden gündeme taşıdı.

Daire, mayıs ayında aynı kamulaştırmanın yürütmesini oy birliğiyle durdurmuştu. Yeni kararda ise kömür rezervinin tükendiği, enerji arz güvenliği ve enerji açığının azaltılması gerektiği gerekçeleriyle aceleliği yerinde buldu. Ajansımıza konuşan İkizköylülerin avukatı İpek Sarıca, kararın Akbelen’de yaşayanlar ve bölgenin suyu için ağır sonuçlar doğuracağını söyledi: “Aksi takdirde ciddi, vahşi bir kıyım orada hepimizi bekliyor ve buna canlı canlı tanık olmak zorunda kalacağız.”

‘DSİ ‘maden sahası olarak girmeyin’ diye rapor verdi’

 

İkizköylülerin avukatı İpek Sarıca, kararın yalnızca kamulaştırılan alanın büyüklüğü açısından değil, nerede olduğu açısından da önemli olduğunu belirtti. İpek Sarıca, devletin kendi kurumlarının yıllar önce bu bölge için uyarıda bulunduğunu hatırlattı:

“Danıştay 6. Dairesi, Akbelen’deki acele kamulaştırma kararını iptal etmedi. Hiç beklemediğim bir şekilde davaları reddetti. Yaklaşık 100 dosya var. Bu dosyalar, kamulaştırılan alanın yaklaşık üçte birine denk geliyor. Bu üçte birlik alanın ve kamulaştırılan yerlerin büyük çoğunluğu maden sahasının kuzeyinde kalıyor. DSİ 2005 yılında bir rapor hazırlamış. O dönem saha henüz Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim A.Ş.’de değil, TKİ’deymiş. DSİ, TKİ için hazırladığı raporda yukarıda, Karacahisar tarafında su çıkan bir bölge olduğunu söylüyor. ‘Orası bölgenin ve Bodrum’un suyunu karşılıyor. Maden sahası olarak oraya hiç girmeyin. Aşağı tarafta, yani Sekköy tarafındaki ocakları genişletin’ diye görüş bildiriyor. Bu görüşü duruşma gününde detaylı bir şekilde anlattık.”

‘Parayla satın alınan bir rapor’

Danıştay’ın gerekçesindeki enerji arz güvenliği vurgusuna da itiraz eden İpek Sarıca, mahkemenin iki rapor arasında hiçbir karşılaştırma yapmadığını söyledi:

“Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) raporunu da anlattık. Rapor kısaca, Türkiye’nin üç termik santralde üretilen enerjiye ihtiyacı olmadığını söylüyor. Raporda bu santraller olmasa da elektriğin üretilebileceği ve dağıtılabileceği belirtiliyor. Aydın, Denizli ve İzmir bölgesi yalnızca bu termik santrallere bağlı değil. Birçok santral var ve sürekli elektrik üretimi yapılıyor. Ama mahkeme, şirketin eylül ayında hazırlattığı ve EMO raporunun tam tersini söyleyen, İTÜ’deki hocaların hazırladığı bir raporu esas aldı. Bu, idarenin sunduğu bir rapor da değil. Hizmet satın alınarak, parayla satın alınan bir rapor bu ve mahkeme onu esas aldı. Kararda iki raporu da kısaca özetliyor. Ancak hiçbir karşılaştırma yapmadan, gerekçe kısmına girmeden, şirketin hazırlattığı raporu esas alarak davanın reddine karar veriyor.”

 

İpek Sarıca, heyetteki karşı oya, Danıştay savcısının görüşüne ve tetkik hakiminin değerlendirmesine dikkat çekti. Bu görüşlerin hiçbirinin dikkate alınmadığını, bunun da bölgede yıllardır süren yerinden edilmeyi derinleştireceğini söyledi:

“Bir karşı oy var. O karşı oyda, bizim de söylediğimiz gibi, EMO’nun raporu ve yürütmeyi durdurma kararındaki değerlendirmeler doğrultusunda davanın kabul edilmesi gerektiği söyleniyor. Danıştay savcısı da ‘Acelelik hali oluşmamıştır. Davanın kabulü gerekir; aksi görüşteyseniz de bilirkişi incelemesi ve keşif yapın’ diyor. Tetkik hakimi de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, acelelik halinin açıklanmadığını söylüyor. Ama diğer hakimler maalesef aksi görüşte olarak, aslında gerekçesiz bir karar verdiler. Bunun sonuçları da ağır olacak. Önce insan yaşamları ağır yaralar alacak. O bölgede 80'lerden beri sürekli bir göç hali var, insanlar göç ettiriliyor. Önceki İşıkdere kamulaştırma sürecinde insanlara ‘Ovaya taşının’ dediler. İnsanlar Akbelen’deki ovaya taşındı. Ama bu sefer de hisse sorunları çıktı. Küçücük bir arsada yedi-sekiz kardeşin birazcık hissesi var. Düşünün, bu hisselerden gelecek parayla hayatınızı kurmaya çalışacaksınız. Bu tabii ki imkansız. Küçücük yerlerde inek, koyun besliyorlar. Onların yaşamı da bir noktada yok olacak, oradaki doğa gidecek.”

Bodrum’daki su krizini de hatırlatan İpek Sarıca, devletin su politikasının kendi içinde çeliştiğini söyledi:

“Bodrum’un susuzluğuna karşı Milas’ta Bodrum Barajı yapılması planlanıyor. ÇED kararı verildi, davası şu anda Danıştay’da. Ama orada bulunan yeraltı suyunu korumak ve etkili bir şekilde kullanmak yerine, şirket o suyu yok edecek şekilde bir kömür madeni açıyor. Yani Bodrum susuzlukla savaşırken bir yandan zenginler için baraj yapılıyor, bir yandan da var olan su kaynakları yok edilmeye çalışılıyor. Üstelik bunları devlet söyledi, DSİ söyledi. Şimdi tam tersi bir süreç yaşanıyor.”

 

‘Milas’taki bekletme kararı her an geri döndürülebilir’

İkizköylülerin avukatları kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na taşımaya hazırlanıyor. İpek Sarıca, Milas’taki bekletme kararının kalıcı bir güvence olmadığını vurguladı. İpek Sarıca, köylülerin geçen perşembe Milas’ta bir araya gelerek alanları terk etmeme kararı aldığını anlattı:

“Değer tespiti ve el koyma davaları henüz Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde. Mahkeme, Danıştay’daki dosyalar kesinleşinceye kadar bu dosyaların bekletilmesine karar verdi. Ama bu geri dönülmez bir karar değil. Mahkeme istediği zaman bu karardan dönebilir. Bu tehlike her gün bizim için var, her an bir tehlike içindeyiz. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun hızlı karar vermesini temenni ediyoruz. Aksi takdirde orada ciddi, vahşi bir kıyım hepimizi bekliyor ve buna canlı canlı tanık olmak zorunda kalacağız. Yapılacak şey tabii ki direnmek, alanları terk etmemek ve umutsuzluğa kapılmamak. Geçtiğimiz perşembe günü yine Milas’taydık. Orada da bu yönde, direnme ve alanları terk etmeme kararı çıktı.”