Ortadoğu ve dünya krizinin çözüm anahtarı: Demokratik Ulus-1

Ulusların kendi kaderini tayin hakkının demokratik yorumunu ifade eden demokratik ulus, sorunların çözümünde köklü bir dönüşümü yaratıyor. Dosyamızda bu dönüşümü, demokratik ulus ve boyutlarına ışık tutuyoruz.

RONAHÎ NÛDA/EBÎR MUHEMED

Qamişlo- İnsan toplumsallığını yaratmadan insan olamazdı. On binyıllar öncesinde başlayan doğal toplumsallık, özel mülkiyet tohumunun atılması ile iktidarcı zihniyetin, toplumsal değerlere teker teker el koyması ile toplumsallık doğasından koparıldı. Sosyolojiye, yeni bir soluk kazandıran Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik konfederal sistem projesi geliştirerek, demokratik ulus çözümünü getirdi. Bugün bu proje Rojava topraklarında yani Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşamsallaştırılıyor. 19 Temmuz Kuzey ve Doğu Suriye Devrimi’nin yıldönümüne sayılı günler kala, hazırladığımız 7 bölümden oluşan dosyamız ile devrim sonrası inşa edilen Demokratik Ulus sistemine ve boyutlarına ışık tutmayı amaçladık.

Demokratik konfederalizm tanımlanırken, “Bir devlet sistemi değil, halkın devlet olmayan demokratik sistemi” olarak tanımlanıyor. Demokratik ulus temelinde oluşan konfederal sistem, en başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın tüm kesimlerini kapsayan, örgütlülüğünü yarattığı, kendi kendini örgütleyerek politik-ahlaki toplum düzeyine taşıran bir sistem olma niteliği taşıyor. Sistem inşasına dair Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şu ifadeleri kullanıyor; “Reel sosyalizmin eleştirisi üzerinden demokratik modernite kuramı ve demokratik sosyalizm geliştirildi. Artık devlet ile sosyalizmin bir arada olabileceğine hiç kimse inanmıyor. Yani devletçi sosyalizm anlayışı tarihe karıştı. Sosyalizmin özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik ve paylaşım ilkelerinin devlet gibi bir baskı ve zor aracıyla gerçekleşemeyeceği herkesçe anlaşılır oldu. Sosyalizmin devlet aracından kurtarılması, insanlık düşüncesi açısından çok önemli bir gelişmedir."

Özgür ve eşit yurttaşlık, demokratik konfederal sistem-demokratik ulus yurttaşlığının temel ilkeleri içerisinde yer alıyor. Yerelde özgür yurttaş meclislerinde açığa çıkan toplumun öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanıyor. Demokratik Ulus sistemi kendi gücünü halktan alırken, öz yeterliliğe ulaşmayı benimseyen bir yapıya sahiptir.

Toplumun ilk yapı taşı ve toplumsallaşma birimi olan klan sisteminden günümüze doğru klan, kabile, aşiret vb. uygarlık tarihi boyunca devletçi ve devletçi olmayan toplum merkezileşmesine girmek istemeyen doğal toplumun demokratik komünal yapısına dayanır.

Milliyetçilik canavarına karşı Ortadoğu’nun ihtiyacına göre tasavvur edilen demokratik ulus, yerelden yani kent, şehir, bölgelerden demokratik ulus-demokratik konfederal sistem ile kendisini örgütleyerek mücadele eder. Demokratik ulus çözümü, ırk-ulus oluşumlarından dine, kentlerden yerellere, farklı politik oluşumların durumundan farklı kültür, dil varlıklarına yaklaşıma varana kadar kucaklayıcı ve ahlaki politik ölçülere göre yaklaşım sergiler. Demokratik ulusun kendisini örgütleme temelleri içerisinde komünler ve meclisler gelmektedir, ekonomik yapısını ise kooperatifler aracılığı ile örgütler. Deyim yerindeyse her köyde, mahallede ve sokakta komünler oluşturulur. Her ilçede ve şehirde, toplumun tüm sorunlarının çözümünde büyük rol oynayan meclisler ve kooperatifler kurulur. Demokratik ulus, ulus devlet tahakkümüne karşı deyim yerindeyse zihniyeti ile bir darbe niteliği taşır. Demokratik ulus, halkların, kültürlerin, zengin kimlikliliğin bir ifadesidir. Çünkü demokratik ulus devletin üzerine inşa ettiği tüm tekçiliğe, çoğulcu zihniyeti ile kendisini yeniden inşa eder.

Elbette demokratik ulus paradigması belli yani ilkesel denilebilecek parametreler üzerinden kendisini şekillendirir. Biri olmadan, diğerinin kendisini inşa edemeyeceği bu parametreler toplumsal dokuların temel ihtiyaçları üzerinden esnek bir zihniyet yapısıyla da şekillendirilebilir.

Toplumsallaşmanın en doğal halinin yaşanabilmesi için öncelikli olarak binlerce yıldır insanlık zihniyetinde örülen tahakkümcü zihniyetin kırılması gerekmektedir. Bunun için de öz gücün oluşturulması, karar alma, kendi kendini yönetme ve sorumluluğunu alabilmek temel ilkelerdendir. İşte tam da bu nedenle komünal, kollektif ve katılımcı yaşam toplumun tüm gözeneklerinde inşa edilmelidir. Aynı zamanda toplum, sosyal yapıya dayanan ahlaki-etik politikalar geliştirmelidir. Cinsiyetçi ve ataerkil unsurlara karşı mücadele edilerek yok edilmeli ve kadın kimlikli bir yaşam döngüsü temel alınmalıdır. Bunun için ise kadınların toplumsal yaşama katılımı kesinlikle garanti altına alınmıştır.

Demokratik konfederalizm

Demokratik konfederalizm, ahlaki ve politik topluma dayanır. Ahlaki ve politik toplumun özgür iradesini gösterir. Bunun yanı sıra kendini savunmaya -öz savunma- ilkesine de dayanır. Demokratik bir konfederal örgütlenmede hegemonik iktidarcı zihniyet kodlarına yer yoktur. Demokratik konfederalizm ütopik bir yaklaşım değil tam da bugün günümüzün bir yönetim biçimi olarak yaşam bulmuş, deneyimlenmeye de devam etmektedir.

Demokratik özerklik

Demokratik özerklik, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, diplomatik, güvenlik ve hukuk gibi temel alt unsurları içermektedir. Bu proje bir çözüm projesi olarak tüm Ortadoğu'yu etkileyecektir ve hatta günümüzde dahi bu etki yankılarını göstermektedir. Demokratik ulus, üniter devlet mekanizması karşısında toplumsallığını, kimliklerini yitiren halklar için bulunmaz bir derman niteliği taşımaktadır. Irkçılığı, üniter devlet mekanizmalarını reddeder. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik özerkliği şöyle tanımlamaktadır; "Demokratik ulus ruhsa, demokratik özerklik bir bedendir.”

Demokratik ulusun inşası ve demokratik özerkliğin ayaklarını oluşturmak için temel ve gerekli ayaklar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Siyasi boyut üzerine

Siyasi iradesine sahip, gücünü demokratik toplumdan alan özgür yurttaş bilinciyle inşa boyutunu kapsar. Demokratik irade, özgür yurttaşlık bilincinin bireysel haklardan kollektif grup haklarının kullanılmasından alır ve bu güç toplum yararına kullanılır. Toplumsal dinamik gücü siyasi iradenin o da demokratik siyasetin örülmesiyle inşa edilebilir. Demokratik siyaset yoluyla toplumun tüm kesimleri siyasal sürece katılabilir. Toplumsal tabalardan tabandan tavana köy komününden kent meclisine örgütlene yapısını komün ve meclisler yoluyla gerçekleştirir. Demokratik özerklik; bir coğrafyaya, etnik ve dinsel topluluğa değil, farklılıkların birlikte yaşama kültürüne, demokrasiye dayanır. Demokrasi kriteri olan etnik, dinsel, sosyal ve kültürel hakları ifade eder. Demokratik özerklikte asıl siyasi karar yetkisi köy, mahalle, şehir meclislerindedir ve katılımcı, çoğulcu, doğrudan halk demokrasisini esas alır.

Hukuki boyut üzerine

Uluslararası ve bölgesel devletler tarafından hukuk dışı bırakılan, varlığı ve hakları inkar edilen Kürt halkının ve farklı halkların evrensel hukuka dayalı yürüttüğü özgürlük mücadelesi bugün, demokratik özerklik statüsünü, belirleyici durumdadır. Hukuk dışı yaklaşımlar insani yaklaşımın, inkar siyasetinin ve imha savaşının son bulması, barışçıl temelde özgür demokratik birliğin sağlanması için gerekli anayasal, yasal düzenlemelerin demokratik özerklik statüsü öngörülerek yapılandırılmasını öngörür. Günümüz koşullarında mevcut sınırlara saygıyla yaklaşım gösteren demokratik özerk irade ile devlet yapılar arasındaki çözüm hukukunu belirler. Demokratik özerklikte toplumsal adalet sistemi kadın özgürlükçü-demokratik-ekolojik toplum paradigması esas alınarak oluşturulabilir ancak hukuk boyutu uluslararası boyutu kapsar.

Öz Savunma boyutu

Doğada varlığını devam ettirmenin temel ayaklarından birini oluşturan öz savunma, varlığını koruma, devam ettirme ve bunu bilinçle örerek gerçekleştirmeye dayanır. İnsanlık tarihi boyunca öz savunmasını da geliştirerek bugüne varlığını taşırmıştır. Klandan kabile ve aşiretlere, kavim ve uluslardan dinsel cemaatlere, köyden kentlere kadar her toplum biriminin daima bir öz savunma ihtiyacı doğmuştur. Öz savunma hem varlığına dıştan gelecek saldırıları hem de ahlaki ve politik toplum gerçekliğine karşı içten gelişecek tehlikeleri etkisiz kılmak için hava ve su kadar yaşamsal önemdedir. Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Öz savunma boyutu, toplumlar için sadece bir askeri savunma olgusu değildir. Kimliklerini koruma, politikleşmelerini sağlama ve demokratikleşmelerini gerçekleştirme olgusuyla iç içedir. Öz savunma örgütlü topluma dayanır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Tüm dünyayı yenecek gücümüz olsa da saldırmayacağız ama tüm dünya birleşip üstümüze de gelse direneceğiz" sözü aslında öz savunma çerçevesini, paradigmasal bakış açısını özetler niteliktedir.

Kültürel boyut üzerine

Hegemonik iktidarcı zihniyet, ulus devlet politikaları, ulus-devlet sınırları içindeki tüm dil ve kültürlere karşı bir soykırım politikası uygulamış, uygulamaya da devam etmektedir. Kültürüne yabancılaştırılmış, anadilinden uzaklaştırılmış zihni ve ruhu asimilasyona maruz bırakılmış toplumun yaratılması hedeflenmiştir. Kültürel boyut ile sadece Kürt halkı değil Kürdistan coğrafyasında yaşayan tüm halkların kendi özüne dönüşünü benimser. Kültürel soykırıma karşı mücadele eder, her türlü emperyalist kültürel yayılmaya, sömürgeciliğe ve dejenerasyona karşı toplumu ve bireyi savunan, tarihi, ülkesi, kültürü ve diliyle buluşturan sanat; gerçek rolünü oynamalıdır.

Sosyal boyut üzerine

Farklı politikaların asimilasyon, kırım yoluyla yürütülmesi ile toplumsal doku, demografik yapısının değişime uğraması hedeflenmiş olan Kürdistan’da fiziki-kültürel soykırım uygulanarak varlığı ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bunun yanı sıra her türlü özel savaş politikası yürütülerek bu kapsamda da kadın ve gençlik kesimleri toplumsal mücadeleden uzaklaştırılarak ahlaki çöküşe sürüklenmesi amaçlanmıştır. Sosyal politikası gereği, mevcut gerçekliği reddeden ve dönüştürülmesi gerektiğini savunarak politikalarını bunun üzerine inşa eder. Toplumun yeniden sağlıklı bir şekilde inşasını gerçekleştirmek için kadın, gençliği etkileyen tüm politikalar üzerindeki ezber bozan yaklaşımı ile sosyal yaşamı yeniden inşayı temel alırken, hiçbir sınıflı yaklaşımı benimsemeden projeler ortaya koyar.

Topluma yönelik olarak kapitalist modernite dinamikleri tarafından geliştirilen tüm aşındırılma, saldırı, çürütülme ve yok edilme çabalarına rağmen tarihsel toplumun ana eksenini ve toplumun esas çoğunluğunu ezilen, sömürülen tüm uluslar, halklar, etnisiteler, kadınlar, gençler, köy-tarım toplumları, işsizler, göçebeler, birçok dini cemaat, mezhepler, gruplar ve emeği ile geçinen topluluklar oluşturmaktadır.

Ekonomik boyut üzerine

İlk devrimin gerçekleştiği bu topraklarda, deyim yerindeyse devrimsel süreç halen devam ediyor. İlk ateşin yakıldığı, ilk toplumsallığın, neolitik tarım köy devriminin gerçekleştiği Kürdistan, Mezopotamya, Ortadoğu bugün açlık ve yoksulluktan dünyanın dört bir tarafına savrulan insanların coğrafyası haline getirilmiş durumda. Kürdistan’da deyim yerindeyse ekonomik sömürgecilik değil, ekonomik soykırım yürütülmüştür. Kendi ayakları üzerinde durabilen ekonomik toplum inşası ahlaki-politik toplum olmada da en önemli boyutlardan biridir. Ekonomik boyutun sloganını ise “Toprağımızı, suyumuzu enerjimizi komünleştirelim, demokratik özgür yaşamı yaratalım” şeklindedir.

Ekolojik boyut üzerine

“Açık ki, endüstriyalizm sorunu hem ekolojik sorunun bir parçası hem de en temel nedenidir. Fakat ekoloji endüstriyalizmden daha fazla anlam ifade eden toplumsal ve sorunlu bir konudur. Kavram çevrebilim anlamını taşısa da esas olarak toplumsal gelişimle çevresi arasındaki sıkı ilişkiyi çözümleme bilimidir. Ağırlıklı olarak çevre sorunları felaket alarmı verdiğinde gündemleşti, sakıncalı anlamlar taşısa da ayrı bir inceleme dalı haline getirildi. Çünkü o da endüstriyalizm gibi toplumun yarattığı bir sorun olmayıp, uygarlık tekellerinin son marifeti olan son derece kapsamlı bir sorun biçiminde tarih, dünya ve toplum gündemine oturmuştur” belirlemesinde bulunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan paradigmasının temel ayaklarından bir tanesi olarak da ekolojik yaklaşımı ortaya koyuyor. Doğayla bütünleşmeyen hiçbir toplum sisteminin ahlakiliği ve demokratikliğinin savunulamayacağını belirten Abdullah Öcalan, kapitalist toplum sisteminin yaşadığı kaosla, çevre felaketi arasındaki ilişkinin diyalektik olduğuna da işaret ediyor. Bugün dünyada yaşanan ekolojik yıkım sadece o coğrafyayla sınırlı kalmamakta tüm dünyayı etkileyen bir düzeye ulaşmaktadır. Yakılan, çölleştirilen, zehirlenen Kürdistan coğrafyası yakılan, çölleştirilen, zehirlenen dünya olmaktadır.

Diplomasi boyutu üzerine

Diplomasi faaliyeti ister istemez binyıllardır toplulukların, farklı halkların yürüttükleri bir çalışmadır. Devletçi zihniyet ile diplomasi alanı üzerinde kurulan tekel ulus devlet ile daha güç bir pozisyona sürüklenmiştir. Ancak demokratik modernite paradigmasına göre ise Demokratik Özerk Özgür Kürdistan'ın diplomasi boyutu; halklar, değişik grup ve topluluklar arasındaki karşılıklı dayanışmaya ve çıkarlara dayalı geliştirilir.

Diplomasi devletsiz halklar, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren halklar, gruplar ve topluluklarla karşılıklı dayanışma ve güven esaslarına göre yürütüleceğine işaret ediliyor.

Yarın: Foza Yûsif: Kürt kadın mücadelesi toplumda bir milat oluşturdu