Nefret söyleminin gölgesinde Romanlar: Soykırımdan dışlanmaya uzanan tarih (2)
Roman toplumundan Berfu Yılmaz, “Kendi mahallemizde hapsolduk; toplumdan izole edildik. Kendi içimizde adaletimizi sağlamaya, kendi güvenliğimizi oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü devlet bunu yeterince sağlamıyor” dedi.
Berfu Yılmaz: ‘Romanım’ diyorum, ‘haşa olur mu öyle şey’ diyorlar
REVŞAN SAĞLAM
Haber Merkezi - Roman toplumu tarihten bu yana, azınlık gruplara yönelik ayrımcılık, ötekileştirme politikalarının kıskacında yaşıyor.
Yaratılan ön yargılardan kaynaklı yanlış tanımlanan Roman toplumuna odaklanarak kendi içlerinde oluşturdukları adaleti, dayanışmayı ve Roman kadının oluşturduğu kolektif bilinci Roman ve Abdal asıllı Berfu Yılmaz ile konuştuk.
Romanların bir arada yaşadığı bir mahallede doğup büyüyen Berfu Yılmaz, azınlık bir topluma mensup olduğunu ilkokul yıllarında, nefret söylemleri işiterek, ötekileştirilerek öğrendiğini anlatıyor.
‘Nefret söylemleri işiterek büyüdüm’
O yılları şöyle anlatıyor: “Roman öğrencilerin az olduğu bir okulda okudum. Roman olduğun için senden bir suç beklentileri oluyor. Dolayısıyla bu, sende bir korku oluşmasına sebep oluyor. Başka bir çocuk hata yapsa ‘çocuktur’ denirdi, ama bir Roman çocuğu söz konusu olduğunda ‘zaten onlar hırsız, onlar suça meyilli’ deniliyordu. Farklı olduğumu böyle çirkin bir ayrımcılığa uğrayarak öğrendim.”
‘Öğretmenlerim ‘sen onlardan olma’ diyordu’
Berfu Yılmaz, bazen arkadaş ortamında, bazen bir iş görüşmesinde Roman kimliğinden kaynaklı ötekileştirildiğini ifade ediyor; “Bir iş görüşmesinde ‘Romanım’ dedim, bana ‘Haşa, olur mu öyle?’ dediler. İnsanlar bir toplumu bu tarz ifadelerle ötekileştiriyor, ezikleyebiliyor. Bazen de, ‘Sen romanlara benzemiyorsun’ diyorlardı. Bu ifade çok zehirli. Hırsızlık, suça meyillilik gibi söylenceler bizlerin yaşamını, özellikle çocukların yaşamını çok etkiliyor. Toplum tarafından ‘hırsız, suça meyilli, madde kullanan’ şeklinde kodlanıyoruz ve bu durumlar nefret söylemini meşrulaştırıyor. Bu söylenceler tamamen genel yargılardan ortaya çıkıyor. Çevremden gördüğüm yaklaşımlardan kaynaklı, özellikle öğretmenlerim, eğitimci olarak değerlendirdiğimiz insanlar hep ‘sen onlardan biri olma’ diyordu. Ama ‘onlar’ dedikleri benim toplumum.”
Roman ve Abdal olmak: Ötekileştirilenler tarafından ayrımcılığa uğradık
Berfu Yılmaz’ın Roman kimliğinin yanında bir de Abdal kimliği var. Ülkede öteki olarak görülen halklar ve inançlar tarafından da bazen ötekileştirildiklerini söyleyen Berfu Yılmaz, “Alevi Romanlar olarak cemevine gitmek istiyoruz. Ancak bizleri oraya almıyorlar. ‘Siz Romansınız, bizim Romanlarla bir bağımız yok’ denilerek kovuluyoruz. Ya da başka etnik gruplar kendi yaşadığı ayrımcılığı daha farklı bir konumda tutabiliyor. Ya da bizim yeterince mücadele etmediğimizi düşünüyorlar. Ama bizler daha temel haklara erişmek için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla kimlik mücadelemiz daha az görünüyor” diyor.
‘Hayatta kalmaya, en temel haklara ulaşmaya çalışıyoruz’
Romanların “konar-göçer” bir toplum olarak bilindiğini ancak bunun bir zorunluluk sonucu meydana geldiğini belirtiyor Berfu Yılmaz ve bu durumu şöyle özetliyor: “Konar-göçer yaşam tarzımız yazın bir yerde kışın bir yerde olmak değil; gittiğimiz yerde ne kadar kalabildiğimizle alakalı bir durum. Annem, büyükannem, belki onun annesi; onlar konar-göçer durumu normal görüyorlar, bir dışlanma olarak görmüyorlar ama açıkça uygulanan bir ‘yurtsuzlaştırma politikası’ var. İnsanları oturduğu mahallelerden, şehirlerden ederseniz, göçebe bir yaşama mecbur kalırlar. Ancak bu yurtsuzlaştırma politikası kültür olarak dile getiriliyor. Hiçbir yere tam olarak yerleşemiyor ve bağlanamıyoruz. Bizler için söylenen ‘hiçbir yerden geldik, hiçbir yere gidiyoruz’ felsefesi bu anlamda doğru. Ancak benim açımdan bizlerin yaşam felsefesi hayatta kalmak.”
Berfu, Roman toplumunun kültürünün medyada ele alınış biçimini de eleştiriyor, çünkü ona göre medya romantize ediyor, abartıyor.
‘Roman toplumunda kadınlar her zaman aktif oldu’
Roman toplumunda kadınların aktif olduğunu ve el emeği çiçekçilik ve sepetçilik gibi işlerde emek harcayarak ailenin geçimini sağladıklarını söyleyerek, kadınların rolüne dikkat çekiyor. Ancak kapitalist sistemin bu iş kollarına darbe vurduğunu belirtiyor.
Berfu Yılmaz, “Kadın toplumumuzda her zaman aktifti. Zaten Romanların anaerkil toplumdan gelindiği söyleniyor. Tabii bu yapı daha çok göçebe toplumlarda oluyor. Ancak bizlerde yerleşik hayata geçince düzenimiz daha ataerkil bir düzene dönüştü. Ama kadınların çalışması gerek çünkü onların üzerindeki yük daha ağır ve mesleklerinin kaybolmasıyla birlikte başka seçenek de kalmadı. Ama Roman kadınlar birçok alanda çalışmış. Çalgıcılıkta da yine kadının rolü var, her ne kadar erkek ön planda olsa da”
‘Kadınlar izolasyonun ‘güvenlik duvarı’ haline gelmiş’
Berfu Yılmaz, kapitalist sistem ve erkek zihniyetin yansımalarının Roman toplum yapısında da değişikliğe neden olduğunu söylüyor. Kadının Roman toplumunda hala etkin bir rol üstlendiğini dayanışmayı sağladığını dile getiriyor. Berfu Yılmaz, şöyle devam ediyor: “Mahallelerdeki kadın öncülüğündeki dayanışma doğalında gelişiyor. Bunun altında biraz zorunluluk da yatıyor. Baskı ve yoksulluk yönetimiyle oluşan bu durum karşısında kadınlar, itildiğimiz bir izolasyonun ‘güvenlik duvarı’ haline gelmiş. Biz yalnız bırakıldık bu nedenle özellikle mahallelerde toplumumuz çok dayanışmacı; bir olay olduğunda herkes destek olur. Ama kendi mahallemizde itilip sıkıştırıldığımız için, dışarıdan birini kabul etmeme durumu da oluşabiliyor” diyor.
‘Kendi adaletimizi sağlamaya, kendi güvenliğimizi oluşturmaya çalışıyoruz’
Romanların ya dışlandığını ya da “yaşamayı seviyorsunuz” denilerek fazla romantize edildiklerini söyleyen Berfu Yılmaz, “Kendi mahallemizde adeta hapsolmuşuz; toplumdan izole olmuşuz. Kendi içimizde adaletimizi sağlamaya, kendi güvenliğimizi oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü devlet bunu maalesef yeterince sağlamıyor. Bu yüzden birbirimizi koruyup kollama konusunda daha da dayanışmışız” diyor.
‘Eğitim hakkından mahrum kalıyoruz’
Dış dünyadan uzak, izole bir şekilde yaşamanın ciddi olumsuz etkileri olduğunu anlatıyor Berfu Yılmaz, “Mahallenin dışına çıkmaktan korkma durumu özellikle kadınlarda daha yaygın. Çünkü kadınlara yönelik zaten ayrı bir ayrımcılık var, özellikle istihdam konusunda. İnsan, sürekli itildiği için mahallenin dışına çıkmaktan korkar hale geliyor. Bu durum kadınları daha da etkiliyor ve gelişmelerden uzak kalmalarına neden oluyor. Hem dışarıdan gelen baskı hem de kendi toplumumuz içindeki erkeklerin kadınlara yönelik baskısı nedeniyle kadınlar ve kız çocukları eğitim alamıyor. Çok erken yaşta olgunlaşmak zorunda bırakılıyorlar.”
‘Roman mahallelerinde kadın dayanışması var’
Berfu Yılmaz, Roman kadınların dayanışmasının da örnek olduğunu düşünüyor. Kadınların her alanda birbirine destek olduklarını şu sözlerle anlatıyor: “Diyelim ki biri dışarıda bir iş buldu; gelip diğerini de o işe dahil ediyor. Kadınlar arasındaki dayanışma gerçekten inanılmaz. Bence pek çok kadın topluluğuna örnek olabilir. Bir kadın bir şeyi başardığında, diğeri ona çok hızlı şekilde ortak oluyor ve bunu çok güzel yapıyoruz. Bu durum biraz da o izolasyonun etkisiyle gelişmiş. Özellikle istihdam ya da iyi bir yaşam deneyimi söz konusu olduğunda bunu birbirimizle paylaşabiliyoruz. Bu noktada kadın, kadının yurdu oluyor. Bizim mahallelerimizde de bu dayanışma çok güzel bir şekilde yaşanıyor; okul olsun, iş olsun, her alanda birbirimize destek oluyoruz.”
Romanların etraflarına örülü duvarlar arasında yaşamaya çalıştığını ifade eden Berfu Yılmaz, Roman bir kadın olarak talebini dile getirerek konuşmasını tamamlıyor: “Etrafımıza o kadar çok duvar örülmüş ki bu taraftan bakınca zaten kabul edilmeyiz diye düşünüyoruz. O taraftan bakınca onlar zaten ‘onlar kendi içlerinde yaşamayı seviyor’ diye düşünüyor. Aslında bunların ikisi de doğru değil, anlatılanlar gerçek değil. Bir Roman çocuğun ayrımcılıkla karşılaşıp da tüm hayallerinin yıkılmasını hiç istemiyorum. Ben bu günlere o süreçleri atlatarak geldim. Bir çocuğun bunu yaşamasını asla istemiyorum. Kimseyi ötekileştirmeyelim.”
Yarın: Psikolog Fatoş Kaytan: Ötekileştirme, bireyleri kamusal ve demokratik alanın dışına itiyor